3
SURE

Ali İmran Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Eliif, Laaaam, Miiiim.
2
Allah O; tanrı ve tanrısallık yoktur, sadece "HU" (HU ismi, hüviyet-i Zat'a işaret eden isimdir ki birçok yerde önce "HU" denerek hüviyet-i Zat'ın alemlerden ve tüm manalarla kayıtlanmaktan beri olduğu vurgulanır, sonra O'nda açığa çıkan bir özelliğe işaret eden isim belirtilir, sözü edilen konuya bağlı olarak); Hayy'dır (hayatın kendisidir) ve Kayyum'dur (alemler O'nunla vücud bulur ve devam eder).
3
Senin ellerin arasındaki, geçmişten gelen Hak bilgileri tasdikleyen bu Kitabı (Hakikat ve Sünnetullah bilgisini), Hakk'ın ta kendisi olarak, inzal etti (bilincinde açığa çıkardı). Tevrat (Musa'ya gelen vahiyler) ve İncil'i (İsa'ya vahyolanı) de inzal etmişti.
4
Önceden insanlara bir Hüda (hakikate erdirici, doğru yolu gösterici) olarak. Furkan'ı da (Hak ile batılı, hayr ile şerr olanı ayırt eden) inzal etti. Muhakkak ki Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) örten, inkar edenler var ya, onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah Aziyz'dir, Züntikam'dır (yapılanın sonucunu acıma söz konusu olmaksızın yaşatan).
5
İşte Allah! Semada (gökte - bilinç boyutunda - meleki boyutta - maddenin hakikati kuantsal boyutta) ve arzda (madde boyutunda - bedende - yeryüzünde) hiçbir şey O'na (hafi) gizli değildir! (Çünkü O Esma'sı itibarıyla her "şey"in hakikatidir. Ki gizlilik veya açıklık şey'iyet için söz konusudur. )
6
Sizi rahimlerde (ana karnında - Rahıymiyetinde - varlığınızı oluşturan Esma mertebesinde) dilediği gibi şekillendiren (oluşturan - programlayan) "HU"dur! Tanrı yoktur sadece "HU"; Aziyz'dir, Hakiym'dir.
7
"HU"dur; ki sana inzal ettiği BİLGİ (Kitap) işaretlerinin bir kısmı muhkemdir (açık - net anlaşılır hükümler ihtiva eden), bilginin (Kitabın) anası - temelidir; diğerleri de müteşabihattır (teşbih - misal benzetme yollu anlatım). Kalplerinde zey (art niyetli, olayı saptırmak isteyen düşünceye sahip) olan kişiler, fitne amaçlı tevilini (yorumunu - neye işaret ettiğini) yapmak üzere müteşabih olanlarıyla hükmederler. Bunların tevilini (kesin olarak ne kastedildiğini) ancak Allah bilir. İlimde Rasih olanlar (derinlikli düşünenler): "İman ettik, onların tamamı Rabbimizin indindendir" derler. Öze ermişlerden (Ulül Elbab) başkası bunu anlayamaz.
8
Rabbimiz, bize hidayet ettikten (hakikati gösterip idrak ettirdikten) sonra şuurumuzu (nefsaniyete - egoya) döndürme ve bize ledünnünden bir rahmet bağışla. Muhakkak sen Vehhab'sın.
9
"Rabbimiz, muhakkak ki sen, oluşacağı konusunda şek, şüphe olmayan süreçte insanları cem edeceksin. Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez. "
10
Muhakkak ki kafirlere (inkarcılara), Allah'tan açığa çıkacak şeye karşı ne malları ne de evlatları yarar sağlamaz. Bunlar ateşin yakıtıdırlar.
11
(Onların gidişatı) tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi. . . (Onlar) işaretlerimizi (Esma'nın açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlamışlardı. Allah da onları bu suçlarıyla yakalayıverdi. Allah Şediyd ül 'Ikab'dır (yapılan suçun hak ettiği karşılığı vermede çok şiddetlidir).
12
Kafirlere (hakikati inkar edenlere) de ki: "Yenileceksiniz ve cehennemde toplanacaksınız. . . Ne kötü döşektir o!"
13
Hakikat ki; sizin için, karşı karşıya gelmiş iki topluluğun halinde bir işaret - ibret vardı; bir topluluk Allah için vuruşurken, diğerleri kafirdi ve onları gözleriyle kendilerinin iki misli olarak görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Muhakkak bunda basiret sahipleri için büyük ibret vardır.
14
İnsanlara süslü gösterilerek, kadınlara, çocuklara, kantar kantar altına ve gümüşe, soylu atlara, sığırlara, ekinlere şehvetli bir düşkünlük oluşturulmuştur. Oysa bunlar geçici dünya zevkleridir. Allah ise. . . Varılacak en güzel hedef O'nun indindedir.
15
De ki: "Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah indinde korunanlar için altlarında ırmaklar akan cennetler vardır ki, orada sonsuza dek kalıcıdırlar. Hem de orada tertemiz eşler (bilincin eşi kusursuz hastalıksız beden olarak da anlaşılabilir) ve Allah'ın kendilerinden razı olması vardır. Allah kullarının hakikatinde olarak Basıyr'dir. "
16
Onlar şöyle derler: "Rabbimiz, biz kesinlikle iman ettik. Artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi yanmaktan koru!"
17
(Onlar) sabredenlerdir, sadıklardır, kanitlerdir (kulluğunun idrakıyla boyun eğmişlerdir), (muhtaçlara) bağışlayanlardır, seher vakti (uyanma sürecinde) eksikliklerinden dolayı istiğfar edenlerdir.
18
Allah şehadet eder, kendisidir "HU"; tanrı yoktur; sadece "HU"! Esma'sının kuvveleri olanlar (melaike) ve Ulül İlm de (ilim açığa çıkardığı mahaller) bu hakikatin Hak oluşuna şehadet eder, Adl'i kaim kılarlar. Tanrı yoktur, sadece "HU"; Aziyz, Hakiym'dir.
19
Allah indinde Din, İslam'dır! Kendilerine Kitap (bu konuda bilgi) verilenler, onlara verilen bu ilimden sonra haset ve ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) örterse, muhakkak ki Allah Seriy'ul Hisab'dır (yapılan işin hesabını anında sonuçlandıran).
20
Eğer seninle tartışırlarsa de ki: "Vechim Allah'a teslimdir; bana tabi olanların da!" Hakikat - Sünnetullah bilgisi verilmiş olanlar ile ümmi olanlara (bu bilgiden habersiz olanlar - müşriklere) de ki: "Siz de İslam'ı kabul ettiniz mi?. . " Eğer teslim olurlarsa hakikati kabullenmiş olurlar. Ama yüz çevirirlerse, işin onlara tebliğden ibarettir. Allah, kullarındaki Esma'sının sonucu olarak da Basıyr'dir (değerlendirendir).
21
Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkar edenlere, Hakk'ın muradına karşı Nebileri öldürenlere, insanlardan adl ile hükmedenleri öldürenlere gelince; onları feci bir azap ile müjdele!
22
İşte onlar, dünyada da sonsuz gelecek sürecinde de yaptıkları boşa gidenlerdir. Onlara yardımcı da yoktur.
23
Vahyedilen bilgilerden bir nasip verilmiş olanları görmedin mi; aralarında hüküm verilmesi için Allah vahyine davet ediliyorlar, sonra onlardan bazıları yüz çevirip gidiyor.
24
Bu onların "Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmayacak" diye düşünmelerinden ileri gelir. Uydurdukları gerçek dışı kabulleri dinlerine ihanettir.
25
Şüphesiz gelecek olan o süreçte, kendilerini bir araya getirdiğimiz zaman, hiç kimseye haksızlık edilmeden yaptıklarının getirisi verildiğinde, ne olacak (halleri)!
26
De ki: "Mülkün Malik'i olan Allah'ım. . . Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziyz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Kesinlikle sen her şeye Kaadir'sin. "
27
"Geceyi gündüze dönüştürürsün, gündüzü geceye dönüştürürsün. Diriyi ölüden çıkartırsın, ölüyü diriden çıkartırsın. Dilediğine hesapsız rızık (yaşam gıdası) verirsin. "
28
İman edenler, iman edenleri bırakıp, hakikati inkar edenleri veli - dost edinmesin. Bunu yapan, Allah'la bağını koparmış olur. Bu ancak korunma amaçlı olabilir. Allah sizi kendisine dikkatli olmanız konusunda uyarır. Dönüşünüz Allah'adır!
29
De ki: "İçinizdekini gizleseniz de açıklasanız da Allah (yaratanı olarak) onu bilir. Semalarda ve arzda (afaki ve enfüsi anlamlarıyla) ne varsa bilir. Allah her şeye Kaadir'dir. "
30
Her nefs, hayır veya kötülük olarak ne yaptıysa, o gün karşısında bulacaktır. Arzu eder ki, onunla arasında erilmez mesafeler bulunsun! Allah sizi (yaptıklarınızın sonucunu kesin yaşatacağı içindir ki) kendisinden sakınmanız için uyarır. Allah kullarına hakikatlerinden Rauf'tur.
31
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun; ki Allah sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir. "
32
De ki: "Allah'a ve Rasule itaat edin!". . . Eğer yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah hakikati inkar edenleri sevmez.
33
Gerçek şu ki Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim neslini, İmran neslini (kendi devirlerindeki) insanların üstüne seçip, arındırdı.
34
Birbirinden gelme, tek bir nesil olarak. . . Allah Semi'dir, Aliym'dir.
35
Hani İmran'ın karısı: "Rabbim karnımdaki çocuğu herhangi bir şarta bağlı olmaksızın sana adadım; benden kabul buyur. Muhakkak ki sen, Semi'sin, Aliym'sin. "
36
Vadesi gelip (erkek olur umuduyla mabede adadığını) doğurduğunda, "Rabbim, kız çocuk doğurdum"; Allah biliyordu kızın erkek gibi olmadığını (dişinin erkek işini göremeyeceğini). "Onu Meryem diye adlandırdım. Onu ve neslini, taşlanmış şeytandan korumana bırakıyorum. "
37
Bunun üzerine Rabbi onu hoşnutlukla kabul etti ve nadide bir çiçek gibi yetiştirdi. Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya mabede her girişinde, Onun yanında yeni yiyecekler bulur, sorardı: "Ya Meryem, bunlar nereden?" Cevap verirdi Meryem: "Bu Allah'ın indindendir" (O'nun merhameti sonucu, kullarıyla ulaşmakta). Muhakkak ki Allah, dilediğine dilediğince yaşam gıdası (rızık) verir.
38
Aynı yerde Zekeriyya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana ledünnünden (rahmeti sonucu özel meleki kuvve açığa çıkışıyla) tertemiz bir nesil hibe et. Sen kesinlikle duamı işitensin (yönelişimi algılayansın). "
39
O mabette Rabbine yöneliş halindeyken, melaike Ona nida etti: "Allah'tan sana Bi-kelimeyi (İsa - özel kuvvelerin açığa çıktığı Allah kelimesini) tasdik edici, seyyid (kuvvelerinin efendisi), hasur (nefsaniyetini kontrol eden) salihlerden bir Nebi olarak (varlığındaki Hakk'ı yaşayan) Yahya'yı müjdeler. "
40
Dedi: "Rabbim, benim nasıl oğlum olur! İhtiyarlamışım, üstelik de karım kısır!" Buyurdu: "(Şartların) öyle ama. . . Allah dilediğini yapar!"
41
"Rabbim, benim için buna bir işaret göster" dedi (Zekeriyya). Buyurdu: "Senin için işaret, üç gün süreyle insanlarla el-yüz işaretleri dışında konuşmamandır; bunun yanı sıra Rabbini çokça an ve sabah akşam O'nun şanının yüceliğini hisset. "
42
Hani melekler Meryem'e şöyle demişti: "Ya Meryem, muhakkak ki Allah seni saflaştırıp (hakikatini hissettirip) seçti, seni (şirk - ikilik necasetinden) tertemiz kıldı ve dünyadaki (o çağdaki) bütün kadınlardan üstün kıldı!"
43
"Ya Meryem, Rabbine kanit ol (huşu duyarak yaşa), secde et (Allah indinde varlığının yokluğunu hisset) ve rüku edenlerle rüku et (varlığında açığa çıkan Rabbinin Esma'sını hissederek itiraf et). "
44
İşte bu bilgiler, sana vahyetmekte olduğumuz gayba ait haberlerdir. Kim Meryem'in hamisi olsun, diye kur'a çektiklerinde sen onların yanında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
45
Hani melaike Meryem'e şöyle demişti: "Allah kendisinden Bi-kelimeyi (kendisini tanımladığı Esma'sından kendisini vasfettiği bazı kuvveleri açığa çıkaracağı bir kulunu) sana müjdeliyor. Onun ismi El Mesih, Meryemoğlu İsa'dır. Dünyada ve sonsuz gelecek sürecinde vecih (şerefi çok yüce) ve mukarrebundandır (Allah'a Kurbiyet mertebesinde yaşayan {Allah'ın bazı kendine has isimlerinin manalarının bu yakınlık sebebiyle kendisinde açığa çıktığı} mucizelere vesile kişi). "
46
"Beşikte ve kehlde (olgunluk döneminde) insanlara konuşacaktır. Salihlerdendir. "
47
(Meryem) sordu: "Rabbim, bana bir erkek dokunmadığı halde benim nasıl bir çocuğum olur?". . . Buyurdu ki: "İşte öylece!. . Allah dilediğini yaratır! O bir işin olmasına hükmederse, sadece 'OL' der ve o iş oluşur. "
48
Ona; Kitabı (hakikat bilgisini), Hikmeti (Allah Esma'sının alemlerde oluşturduğu sistem ve düzenin çalışma mekanizmasını), Tevrat'ı (vahyi - Musa'ya vahyolan bilgiyi) ve İncil'i (müjdelenen Hakikati) talim edecek (varlığına nakşedecek - programlayacak).
49
İsrailoğullarına Rasul olarak gönderecek. (O) diyecek ki: "Ben size Rabbinizden, varlığında O'na dair işareti taşıyan biri olarak geldim. Ben size çamurdan kuş şeklinde bir mahluk meydana getirir, içine nefhederim de (Esma kuvvesini onda açığa çıkartırım da) o, biiznillah (o yapıda Allah Esma'sının o şekilde açığa çıkmayı dilemesiyle) bir kuş olur. Körü ve cüzzamlıları iyileştiririm. Biiznillah (onların hakikatlerini oluşturan Esma kuvvesinin elvermesiyle) ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi de size (Allah'ın bildirmesiyle) haber veririm. Bu olayda, eğer iman ederseniz, (Rabbinizin kudreti hakkında) size (önemli) işaret vardır. "
50
"Tevrat'tan (Musa'ya vahyolandan) önümde bulunanı (tahrif olmamış - orijinali) tasdik ediciyim. . . (Saptırılarak) size haram kılınmış bazılarının, helal olduğunu bildirmek için. Rabbinizden bir işaretle - mucize ile geldim. Allah'tan korunun ve bana itaat edin. "
51
"Allah kesinlikle (El Esma'sıyla) Rabbimdir ve Rabbinizdir! O halde O'na kullukta olduğunuzun farkındalığına erin ve ona göre yaşayın. Bu Sırat-ı Müstakim'dir. "
52
Ne zaman ki İsa, onların hakikati inkar ettiklerini hissetti, sordu: "Kim bana Allah yolunda yardım edecek?" Havariler cevap verdiler: "Biziz Allah yardımcıları. . . "B" işareti kapsamıyla (hakikatimizin Allah Esma'sı olduğuna) iman ettik; hakikatinle şahit ol! Biz Allah'a teslim olmuşlarız. "
53
"Rabbimiz, iman ettik (İsa'nın) hakikatinden inzal ettiğine ve Rasulüne tabi olduk, bizi (hakikate) şahitlik edenlerle bir araya yaz. "
54
Mekr yaptılar ve karşılığını Allah'tan mekr ile aldılar. Allah mekr yapanların en hayırlısıdır. (Hakikati dillendirenin ortadan kalkması için gizli hileye başvurdular, Allah da olayı aynı yoldan, yani onlar fark edemeden onların aleyhine sonuçlandırdı. ) (Kişinin kendisini Allah'tan ayrı düşüren - uzaklaştıran fiile devam edip bundan zarar görmediğini sanması, mekre uğraması demektir. Çünkü zarar görmediğini sanarak o fiile devam etmesi, sonuçta Allah'tan daha fazla uzaklaşmasına yol açar ki, Allah'tan, yani hakikatindeki Esma kuvveleriyle tahakkuk etmekten uzak düşmekten daha büyük ceza olmaz insan için. )
55
Hani Allah şöyle buyurmuştu: "Seni ben vefat ettireceğim (önceki açıklamaya atıfla, gizli suikastla seni öldüremezler, seni ben, vaden dolunca vefat ettireceğim). . . Seni kendime ref' edeceğim (hakikatinin yüceliklerini yaşatacağım); hakikati reddedenler (kafirler) arasından alarak arındıracağım ve sana tabi olanları kıyamet sürecine kadar, hakikati inkar edenlerden değerli - üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Aranızda ayrılığa düştüğünüz konularda, hükmü ben vereceğim. "
56
"Fakat o hakikati inkar edenlere gelince; onlara hem dünyada hem de sonsuz gelecek sürecinde şiddetle azap yaşatacağım. Onların hiçbir yardımcıları da olmaz. "
57
"Hakikatine" iman edip bunun gereği olan çalışmaları yapanlara gelince; onların yaptıklarının getirisi tamı tamına verilir. Allah zalimleri sevmez!
58
İşte bu bilgiler, (sana gayb olan geçmiş olaylara) işaretler ve hikmetli zikirdir (olayların hikmetini açıklamaktır).
59
Muhakkak ki, Allah indinde İsa'nın oluşumu Adem'in oluşumu gibidir (İsa'nın oluşumu Adem'in oluşumu gibiyse, Adem'in oluşumu da İsa'nın oluşumu gibidir. Buna göre düşünülmeli bu konu. A. H. ). Onu topraktan yarattı, sonra "Ol" dedi ve oldu (topraktan - moleküler yapıdan meydana gelene ruhun nefh olmasıyla{Esma kuvveleri farkındalığıyla} insan haline gelmesi ile; ana rahminde moleküler yapıdan meydana gelene ruh nefh olması suretiyle insanın meydana gelmesi aynı şeydir).
60
Bu, Rabbinden hakikattir; bu yüzden, şüphe edenlerden olma!
61
Sana gelen ilimden sonra, her kim bu hakikat hakkında tartışırsa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, yandaşlarımızı ve yandaşlarınızı çağıralım; sonra dua edelim; Allah laneti hakikati yalanlayanların boynuna olsun!"
62
Muhakkak ki, işin hakikati budur. İlahiyet (tanrı - tanrısallık) kavramı geçersizdir; sadece Allah! Gerçek ki Allah "HU"dur, Aziyz'dir, Hakiym'dir.
63
Eğer (bu hakikatten) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları bilir (sonucunu yaşatır).
64
De ki: "Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, gelin aramızdaki şu ortak anlayışa; Allah'tan başkasına kulluğu düşünmeyelim; hakikatimiz olan Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayalım; bazımız bazımızı (mesela İsa'yı) Allah dununda Rab ittihaz etmesin (Allah yanı sıra ilah - tanrı edinmeyelim). " Eğer bunlara karşı çıkıp yüz çevirirlerse, o takdirde deyin ki: "Şahit olun ki biz Allah'a teslim olmuşlardanız. "
65
Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, niçin İbrahim hakkında tartışıp duruyorsunuz? Tevrat ve İncil Ondan sonra inzal edilmiştir (dolayısıyla olayı anlatmıştır). Bunu fark edecek aklınız yok mu?
66
Az çok bildiğiniz konularda tartışıp durdunuz, neyse. . . Fakat hiç bilmediğiniz bir konuda neden tartışırsınız? Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz!
67
İbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyan. . . Fakat o tanrıya (dışsal ötesinde bir ilaha) inanmayan (hanif), yalnızca Allah'ın var olduğunun idrakında olarak O'na teslim olmuş (varlığında Allah'ın mutlak tasarrufu olan) idi. Anlayışında şirk yoktu!. .
68
Gerçekte İbrahim'deki hakikate en yakın olanlar; Onun anlayışı üzere yürüyenler, bu Nebi (Hz. Muhammed) ve Ona iman edenleridir. Allah iman edenlerin Veliyy'idir.
69
Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan bir grup sizi saptırmayı arzuladılar; oysa onlar kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu idrak edemiyorlar.
70
Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, siz hakikate şahit olduğunuz halde, niçin Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkar ediyorsunuz?
71
Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, niçin Hakk'ı batılın içinde gizleyip, bilip dururken Hakk'ı gizliyorsunuz?
72
Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan bir grup şöyle dediler: "Şu iman edenlerin yanına sabah varıp, 'inzal edilenlere iman ettik' deyin. Günün sonunda da (düşündük olmaz böyle şey diyerek) inkar edin. Böylece belki onlar da (size uyup) dönerler. "
73
"Dininize tabi olmayana inanmayın!" De ki: "Hidayet, Allah hidayetidir (hakikatiniz olan Allah Esma'sının hidayeti esastır). Size verilenin bir benzeri de başka birine veriliyor diye ya da (verilenle) Rabbinizin huzurunda size galip gelecekler diye mi muhalefetiniz?" De ki: "Muhakkak ki fazl Allah elindedir, onu dilediğine verir. Allah Vasi'dir, Aliym'dir. "
74
Rahmetini (dilediğinden) dilediğine has kılar! Allah Aziym fazl sahibidir.
75
Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan öyleleri vardır ki, kantar (dolusu) emanet bıraksan, onu sana aynen iade eder. Öyleleri de vardır ki, tek bir dinar (altın) emanet etsen, tepesine dikilip zorlamadıkça sana geri vermez. Bu onların, "Bize karşı olan ümmilerin (hakikati bilmeyenlerin) hiçbir hakkı yoktur" diye (düşünmelerinden kaynaklanır). Onlar bile bile Allah üzerine yalan söylüyorlar.
76
Evet, kim sözünün arkasındaysa ve korunursa, şüphesiz ki Allah korunanları sever.
77
Allah ahdini ve yeminlerini az bir değere satanlara gelince; onların sonsuz gelecek sürecinde hiçbir nasipleri yoktur. Allah (dıştaki bir tanrıdan değil, hakikatlerindeki Esma kuvvelerinin tahakkukundan söz edilmede) kıyamet sürecinde onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlar için feci bir azap vardır.
78
Onlardan bir kısmı da vardır ki, vahiy olan bilgiden diye düşünmeniz için, hakikat bilgisinden olanları, anlamından kaydırarak (farklı bir anlam yükleyerek) konuşurlar. (Oysa) o söyledikleri nazil olan bilgi değildir. "O Allah indindendir" derler; O Allah indinden değildir! Bile bile Allah hakkında yalan söylerler.
79
Bir beşer için olacak şey değildir, Allah kendisine hakikat bilgisini, hükmü ve nübüvveti versin de, sonra o kalkıp insanlara, "Allah'ı bırakıp, bana kulluk edin" desin! Bilakis onlara şöyle der: "Hakikat bilgisi öğretinize ve yaptığınız çalışmalara uygun olarak, Rabbinize kulluk ettiğinizin bilincinde olanlardan olun. "
80
Size, melekleri veya Nebileri, Rabler edinmenizi de emretmez (o ilim sahibi beşer). Siz Allah'a teslim olduktan sonra, hakikatinizi inkar etmenizi ister mi?
81
Hani Allah Nebilerden (ve ümmetlerinden şu konuda) söz almıştı: "Size hakikat bilgisinden ve Hikmet verdim, bundan sonra beraberinizde olanı tasdik eden bir Rasul geldiğinde, Ona bütününüzle iman edecek ve yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?", "Kabul ettik" dediler! "Şahit olun, ben de şahidim hakikatiniz olarak. "
82
Kim (bu sözünden) geri dönerse, işte onlar fasıklardır (inançları bozuk olanlardır).
83
Semalarda ve arzda (evrenin mana ve madde boyutlarında) ne varsa, isteyerek veya istemeyerek O'na teslim olmuş durumda iken, Allah Dini'nden (İslam'dan - yaratmış olduğu sistem ve düzenden) başkasını mı arıyorlar. (Oysa) O'na döndürülmektedirler.
84
De ki: "Hakikatimizi dahi kendi Esma'sından var ettiğine inanmış olarak Allah'a, bize inzal ettiklerine; İbrahim, İsmail, İshak ve Yakup'a ve torunlarına inzal olana; Musa ve İsa'ya ve Nebilere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlar arasında ayrım yapmayız. Biz, O'na teslim olmuşlarız. "
85
Kim İslam'dan (teslim olunmuşluğun idrakından) başka bir Din (sistem ve düzen) arayışındaysa, bu geçersizdir! Sonsuz gelecek sürecinde de hüsrana uğrayanlardan olur.
86
Kendilerine açık deliller geldikten, Rasulün Hak olduğuna şahitlik edip iman ettikten sonra hakikati inkar eden bir topluluğa, Allah nasıl hidayet eder! Allah zulmedenler topluluğuna hidayet etmez.
87
Onların yaptıklarının getirisi; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lanetidir (hepsinden ayrı düşmüşlerdir).
88
Sonsuza dek bu şartlarda kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez ve onlarla ilgilenilmez.
89
Ancak, bu hallerinden sonra (yanlışlarını idrak edip) tövbe ederlerse ve ıslah olurlarsa (yanlışlarını düzeltirlerse), muhakkak ki Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
90
İmanlarından sonra hakikati inkar edip, inkarlarında ısrarlı olanların tövbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapanların ta kendileridir.
91
Onlar ki hakikat bilgisini inkar ederler ve bu inkar ile ölürler; arz dolu altını olup da fidye olarak (kurtulmak için) vermeyi düşünseler, bu asla kabul olmaz. Onlar için feci bir azap vardır ve kimse de onlara yardımcı olmaz.
92
Sevdiğiniz şeyleri başkalarına karşılıksız olarak bağışlamadıkça "Birr"e (hayra) eremezsiniz. Neyi Allah için karşılıksız bağışlarsanız, Allah onu (yaratanı olarak) bilir (karşılığını da halkeder).
93
Tevrat inzal edilmemişken, İsrail'in kendi nefsine haram kıldıkları (yasakladığı) istisna, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer sözünüzde sadıksanız getirin vahiy olanı (Tevrat'ı), okuyun!"
94
Bundan sonra kim Allah üzerine yalan iftira ederse, işte onlar zalimlerdir.
95
De ki: "Allah doğru söylemiştir. O halde hanif olarak İbrahim'in milletine (din anlayışına) tabi olun. Şirk koşanlardan değildi (O)!"
96
İnsanlar için kurulan ilk ev (mabet) Bekke (Mekke'nin eski adı) içindedir ki alemlere mübarek ve hidayet kaynağı olmuştur.
97
Onda apaçık işaretler ve İbrahim'in makamı var. Kim Ona dahil olursa güvende olur. Gitmeye imkanı olan herkese Beyt'i hac etmek, insanlar üzerindeki Allah hakkıdır. Kim (gücü yettiği halde) bunu inkar ederse, muhakkak Allah alemlerden Ğaniyy'dir.
98
De ki: "Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar. . . Allah tüm amellerinize şahit iken, niçin Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkar edersiniz (veya örtersiniz)?"
99
De ki: "Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar. . . Sizler (hakikate) şahit olduğunuz halde niçin onu yanlış göstererek, iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz? Allah amellerinizden gafil değildir. "
100
Ey iman edenler, eğer kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden bir bölümüne (sonradan sapmış olmaları nedeniyle) itaat ederseniz, sizi imandan sonra inkar ehline dönüştürürler.
101
Allah işaretleri önünüze serilirken, içinizde de Rasulü varken, nasıl hakikati inkar edenlerden olursunuz? Kim varlığını oluşturan özü olan Allah'a (gayrından kesilip) sımsıkı bağlanırsa, işte o Hak yola hidayet olunmuştur.
102
Ey iman edenler. . . Allah'tan (size yaptıklarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) hakkıyla korunun ve ancak teslim olmuşluğunu yaşayanlar olarak ölün.
103
Hep birlikte varlığınızdaki Esma hakikatine (uzanan) Allah ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Üstünüzdeki Allah nimetini hatırlayın. Hani sizler düşman idiniz de, şuurlarınızda aynı idrakı oluşturarak sizi bir araya getirdi; O'nun sizde açığa çıkan bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateşten bir çukurun tam kenarındaydınız; kurtardı sizi o ateşten. İşte böylece, hakikate eresiniz diye, Allah size işaretlerini açıklıyor.
104
İçinizden hayra (Hakk'a) davet eden, Hak ve hakikate göre hükmedip, Din'e ters olan şeylerden uzaklaşmanızı tavsiye eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa ereceklerdir.
105
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için aziym azap vardır.
106
O süreçte bazı vechler (bilinçler) parıldar (Hakk'ın nuru ile), bazı vechler kararır (benlik zulmetiyle). . . Vechleri kararanlara (şöyle denir): "İmanınızdan sonra inkara düştünüz ha! Hakikati inkarınız yüzünden varlığınızın sizde oluşturacağı azabı yaşayın. "
107
Fakat vechi (-hakikatlerini idrakın getirisi olarak) parlayanlar, Allah rahmeti içindedirler. . . Orada sonsuza dek kalırlar.
108
Bunlar Allah işaretleridir, Hak olarak sana okutuyoruz. Allah alemlere zulüm dilemez.
109
Semalarda ve arzda ne varsa hepsi Allah'ındır (O'nun Esma'sının varlığıyla var ve kaimdirler). Hepsi Allah'a döner (bir zaman gelir hakikatlerinin ne olduğunu görürler, bunu değerlendirmemiş olanlar da yanarlar)!
110
Siz, insanlar arasından çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz. Hak ve hakikatle hükmeder, Din'e ters düşen şeylerden kaçınılmasını tavsiye edersiniz ve dahi hakikatinizin El Esma ile oluştuğunu idrak ile, Allah'a iman edersiniz. Şayet kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanlar (Ehli Kitap) da iman etmiş olsaydı, kendileri için hayırlı olurdu. Kimileri iman ehlidir ama çoğunluğu hakikati inkar edenlerdir.
111
(Onlar) size eziyet etmekten başka zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonrasında yardım da edilmez.
112
Onlar nerede bulunsalar, üzerlerine zillet (aşağılanma) hükmü vurulmuştur; Allah'tan bir gazaba uğradılar ve aşağılanarak yaşamaya mahkum oldular. . . Allah'tan bir ipe ('Rabbimiz sensin' ahdine, yani hakikatlerinin Esma mertebesinden oluştuğuna) ve insanlardan bir ipe (bu imana sahip birine tabi olma) sarılmışlar müstesna! Zira Allah'ın işaretlerindeki varlığını (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkar ediyorlardı ve Nebileri, Hakk'ın muradına karşı (nefsaniyetlerine uyarak) öldürüyorlardı. İşte bu onların isyanları, haddi aşmaları sebebiyledir.
113
Hepsi bir değildir. Kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanlardan secde edip, gece boyunca Allah işaretlerini okuyup değerlendiren bir grup da mevcuttur.
114
Allah Esma'sının nefslerinin hakikati olduğuna ve sonsuz geleceğe iman ederler, Hak ve hakikatle hükmederler, Din'e ters düşen şeylerden insanları sakındırırlar ve (maddi - manevi) hayırlara koşuşurlar. İşte onlar salihlerdir.
115
Yaptıkları hayırlar asla inkar edilmeyecektir. Allah korunanların varlığındaki Esma'sıyla Aliym'dir.
116
Hakikati inkar edenlere gelince; onların ne malları ne de evlatları Allah'a karşı hiçbir koruma sağlamayacaktır. Onlar yanmaya mahkumdurlar, sonsuza dek!
117
Onların şu süfli madde boyutunda (esfeli safiliyn - dünya hayatı) harcadıklarının misali, kendi nefslerine zulmeden bir topluluğun ekinlerine isabet edip, onu mahveden dondurucu bir rüzgara benzer. Allah onlara zulmetmedi, lakin onlar kendilerine zulmediyorlar.
118
Ey iman edenler. . . Sizden olmayan kişilerle (inancınıza, itikadınıza uymayanlarla) dostluk kurmayın. (Onlar) size zarar vermek için fırsat beklerler ve sizi sıkıntı içinde görmekten mutlu olurlar. Görmüyor musunuz düşmanlıkları ağızlarından taşıyor! İçlerinde sakladıkları ise daha büyüktür. İşte gereken işaretleri size apaçık bildirdik. Aklınızı kullanın (değerlendirin).
119
İşte siz öyle (inanca sahip) kişilersiniz ki (inandığınız hakikat dolayısıyla) onları seversiniz. Onlar ise (sizinle aynı inançta olmadıkları için) sizi sevmezler! Siz hakikat bilgisinin tümüne iman edersiniz. Sizinle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; kendi başlarına kaldıklarında ise size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar! "Öfkenizin ateşiyle kahrolun!" de. . . Muhakkak ki Allah, Esma'sıyla varlığınızın hakikati olarak içinizdekini bilir.
120
Başınıza iyi bir iş gelse onlar üzülürler; size bir kötülük isabet etse, mutlu olurlar. Eğer dayanır ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zaman zarar veremez. Muhakkak ki Allah onların yaptıklarını ihata eder (mekan kavramı olmaksızın).
121
Hani sen sabah erkenden ailenden ayrılıp iman edenleri savaşmaları için uygun mevzilere yerleştiriyordun. Allah Semi'dir, Aliym'dir.
122
O zaman sizden iki grup korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Allah onların Veliyy'i idi. İman edenler Allah'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman etsinler).
123
(Gerçekten) siz zayıf ve çaresiz bir haldeyken, Allah size Bedir'de zafer verdi. O halde Allah'tan korunun ki böylece değerlendirenlerden olasınız.
124
Hani iman edenlere: "İnzal olunmuş üç bin melaike ile Rabbinizin size yardım etmesi yetmez mi?" diyordun. (Bazı Esma ül Hüsna kuvvelerinin, iman edenlerde açığa çıkmasıyla oluşan yürekliliğin, mücadele azmi vermesi. )
125
Evet. . . Eğer dayanır ve korunursanız, düşman aniden saldırsa dahi, Rabbiniz, varlığınızdaki Esma'dan kaynaklanan beş bin melaike kuvvesiyle size yardım eder.
126
Allah bunu size bir müjde olsun ve kalplerinizdeki (hakikatinizdeki) kuvveye mutmain olmanız için yaptı. Yardım ancak ve yalnız Aziyz ve Hakiym olan Allah indindendir.
127
(Allah bunu) hakikati inkar edenlerden bir kısmını kesip (mahvetmek), diğer bir kısmını da rezil bir şekilde geri dönmeleri için (yaptı).
128
Hüküm vermek sana ait değil; dilerse tövbelerini kabul eder veya azap verir. Gerçekten onlar zalimlerdir.
129
Semalarda ve arzda ne varsa hepsi Allah'ındır (O'nun Esma'sının varlığıyla var ve kaimdirler). Dilediğine mağfiret eder, dilediğine (yaptıklarının karşılığı olarak) azap verir. Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
130
Ey iman edenler, kat kat arttırılmış riba (faiz) yemeyin (tefecilik yasaklanmıştır)! Allah'tan (yaptıklarınızın getirisini kesinlikle yaşatacağı içindir ki) korunun; kurtuluşa eresiniz!
131
Hakikati inkar edenler için hazırlanmış olan ateşten korunun.
132
Allah'a ve Rasule itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
133
Koşuşun, Rabbinizden (hakikatinizdeki Esma bileşiminden kaynaklanacak olan) mağfirete ve semalar (idrak mertebeleri) ile arz (kuvveler platformu) genişliğindeki (Allah Esma'sının kuvveleriyle tahakkuk ortamı olan) cennete. . . Korunanlar için hazırlanmıştır o!
134
Onlar ki, bollukta ve darlıkta Allah için karşılıksız bağışta bulunurlar, kızdıklarında öfkelerini kontrol ederler, insanların kusurlarını affederler. Allah ihsan edenleri sever.
135
Onlar utanılacak bir iş yaptıklarında veya (Allah'tan perdelenerek) nefslerine zulmettiklerinde; Allah'ı düşünüp yaptıkları yanlış, kusur dolayısıyla istiğfar ederler. Suçları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir (ki)! Onlar yaptıkları yanlışlarda ısrarlı değillerdir.
136
İşte onların yaptıklarının karşılığı (cezası), Rablerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Sonsuza dek orada kalırlar. Ne güzel mükafattır bu yararlı iş yapanlara.
137
Sizden önce kendine özgü yaşam tarzları olan toplumlar gelip geçti. Arzda (fiilen veya bilgi yollu) gezinin de (hakikati) yalanlayanların sonu ne oldu görün.
138
Bu, insanlar için açıklama (ibret), korunanlar için de hidayet ve öğüttür (aydınlatma).
139
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin; siz en üstün olanlarsınız, eğer iman edenlerseniz.
140
Eğer size bir yara (-nın ızdırabı) dokunuyorsa, o topluluğa da bir benzeri dokunmuştur. Böyle günler, devridaim olur insanlar arasında. İman edenlerin Allah'ça bilinmesi (varlığındaki Esma mertebesince açığa çıkarılanın sonucunun meydana getirilmesi) ve hakikate hayatları pahasına şehadet edenlerin oluşması içindir. Allah zulmedenleri (nefslerinin veya başkalarının hakkını vermeyenleri) sevmez.
141
Ve dahi (bu yaşanılanlar), Allah'ın iman edenleri (bu olayları yaşatarak) arındırması; hakikati örtenleri de (bu yoldan) mahvetmesi içindir.
142
Yoksa siz zannetiniz mi ki Allah, içinizden o mücahede edenleri (aziym ve kararlılıkla hakikati yaşamak için mücadele edenleri) belli etmeden, bu yolda sabırla devam edenleri ortaya çıkarmadan, cenneti yaşayacaksınız!
143
Andolsun siz, ölümle karşı karşıya kalmadan önce şehid olmayı temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, bakıp duruyorsunuz!
144
Muhammed, Rasulden başka bir şey değildir. Ondan önce de Rasuller gelip geçti. Şimdi o ölse veya öldürülse, siz (inancınızdan - davanızdan) geri mi döneceksiniz? Her kim geri dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez! Allah şükredenleri cezalandıracaktır (değerlendirenlere bunun getirisini yaşatacaktır).
145
Varlığındaki Allah Esma'sının oluşturduğu ("B"iiznillah) değişmez programı (kitaben müeccela) elvermedikçe hiç kimse ölmez! Kim dünyanın nimetlerini isterse, ona dünyada veririz. Kim de sonsuz gelecek sürecinin nimetlerini arzu ederse, ona da ondan veririz. Biz şükredenlerin cezasını (karşılığını) veririz (değerlendirenlerin değerlendirmelerinin sonucunu yaşatırız).
146
Nice Nebiler, beraberlerinde Rablerinin kulluğu içinde olduklarını yaşayanlar olduğu halde savaştılar da; Allah yolunda başlarına gelenler yüzünden gevşemediler, zaaf göstermediler ve boyun eğmediler. Allah güçlüklere tahammül edenleri sever.
147
Onların söyledikleri şu idi: "Rabbimiz suçlarımızı ve yaptıklarımızdaki aşırılığı bağışla; bize metanet ve sebat ver; hakikati inkar edenlere karşı bize yardım et, zafer ver. "
148
Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de sonsuz gelecek sürecinin en güzel sevabını verdi. Allah ihsan edenleri sever.
149
Ey iman edenler, eğer kafir olanlara (hakikati inkar edenlere) uyarsanız, sizi topuklarınızın üzerinde geri döndürürler de hüsrana uğrayanlar olarak kalırsınız.
150
Doğrusu mevlanız Allah'tır! O yardımıyla zafere ulaştırandır.
151
Kendilerine tanrı oldukları yolunda hiçbir delil inzal edilmemiş olanları, hakikatlerindeki Allah Esma'sına şirk koştukları için, kafirlerin kalplerinde korku oluşturacağız, yaşam ortamları da ateştir. Zalimlerin ulaştığı son ne kötüdür!
152
(Uhud'da) Allah elbette size sözünü tuttu; varlığınızdaki Allah Esma'sının elverdiği kuvve ile (biiznihi) onları yok etmek üzereydiniz. Ancak Allah size sevdiğinizi (zafer ve ganimet) gösterdiğinde zayıflık gösterdiniz ve size verilmiş olan hükme isyan edip tartıştınız. Sizden kimi dünyalığı istiyordu (görev yerini bırakıp ganimete koştu), kimi de sonsuz geleceği (Rasulün hükmüne uyup direndi ve şehid oldu). Sonra Allah, size ne durumda olduğunuzu göstermek için geri çevirdi. Bununla beraber sizi affetti. Allah iman edenlere fazl sahibidir.
153
Hani Rasul, arkanızdan sizi çağırırken, siz kimseye bakmadan kaçmaktaydınız. Bunun yüzünden Allah, içinizde üzüntü üstüne üzüntü ile cezalandırdı ki kaybettiğinize üzülmek ya da size isabet etmiş olanla kalmayasınız diye (zafer, ganimet elinizden kaçmış, üstelik utanç verici bir duruma düşmüştünüz). Allah yapmakta olduklarınızı yaratan olarak, her şeyden haberi olandır.
154
Sonra gamın ardından bir güven duygusu inzal ederek içinizi yatıştırdı. Bir grup da (münafıklar - ikiyüzlüler) kendi canlarının (çıkarlarının) kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliye zannı ile düşünerek "Bu karara bizim bir katkımız mı var" diyorlardı. De ki: "Hüküm - karar tümüyle Allah'a aittir!" Onlar dışa vurmadıklarını içlerinde sakladılar. "Bu hüküm - kararda bir hissemiz olsaydı burada öldürülmezdik" dediler. De ki: "Evlerinizde dahi kalsaydınız, haklarında öldürülme yazılmış (programlanmış) olanlar her halükarda evlerinden çıkıp, düşüp kalacakları (öldürülecekleri) yere giderlerdi. Allah içinizdekini (dışınıza vurup ne olduğunuzu) size göstermek ve yanlış fikirlerden arınmanızı sağlamak için bunu yaşattı. Allah içinizdekileri bilir, zira sinelerinizin hakikati O'nun Esma'sıdır. "
155
İki ordu karşı karşıya geldiğinde sizden kaçanlar, bunu, şeytanın (vehmin) kendilerinde oluşmuş yanlış fikirleri tahrik etmesi sonucu ortaya koymuşlardır. Allah onları affetti. Allah Ğafur'dur, Haliym'dir.
156
Ey iman edenler. . . Dünyada gezip dolaşan ya da savaşa çıkan kardeşleri için "Eğer yanımızda kalsalardı ölmemiş veya öldürülmemiş olacaklardı" diyerek hakikati inkar edenler gibi olmayın! Allah bu fikri onların içinde bir hasretlik acısı olarak meydana getirdi. Allah diriltir ve Allah öldürür (sebepler değil)! Allah yapmakta olduklarınızı (Esma'sı itibarıyla onların hakikati ve dahi yaratıcısı olması ile) Basıyr'dir (değerlendirendir).
157
Andolsun ki, Allah uğruna öldürülmeniz veya ölmeniz karşılığında elde edeceğiniz bağışlanma ve rahmet, onların toplamakta olduklarından (dünyalıktan) daha hayırlıdır.
158
Andolsun ki, ölseniz veya öldürülseniz Allah'a haşr olunacaksınız (değerlendirilmeniz hakikatiniz olan Allah Esma'sıyla yapılacaktır).
159
Allah'ın, hakikatinden açığa çıkardığı rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer sert ve keskin olsaydın onlar dağılıp giderlerdi. Onları affet ve bağışlanmalarını iste. Toplumsal konularda karar verirken onların fikirlerini al. Karar verip uygulamaya koyulduktan sonra da Allah'a güven! Muhakkak ki Allah kendisine tevekkül edenleri (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman edenleri) sever.
160
Eğer size Allah yardım ederse, size galip gelecek yoktur. Şayet sizi yardımsız kendi halinize bırakırsa, bunun sonucunda size kim yardımcı olabilir! İman edenler sadece (Esma'sıyla hakikatleri olan) Allah'a tevekkül etsinler.
161
Bir Nebinin emanete hıyanet etmesi mümkün değildir. Her kim hıyanet ederse, hıyaneti boynunda asılı olarak gelir! Bundan sonra her nefse (yaptıklarıyla) kazandığı tam olarak verilir; onlara zulmedilmez!
162
Allah rıdvanına (Esma kuvvesinin, hakikatindeki varlığına) tabi olan kimse, Allah'ın hışmının açığa çıktığı, yaşayacağı ortam cehennem olan kişi gibi midir? O ne kötü sondur!
163
Onlar Allah indinde, (ilim - irfan anlayış farkları nedeniyle) birbirlerinin üstünde olan farklı derecelerdedir. Allah yapmakta olduklarınızı (Esma'sı itibarıyla onların hakikati ve dahi yaratıcısı olması ile) Basıyr'dir (değerlendirendir).
164
Andolsun ki Allah iman edenlere bir lütuf olarak, içlerinde nefslerinden bir Rasul ba's etti (aralarından kendi türlerinden bir Rasul ortaya çıkardı), O'nun işaretlerini okuyor; onları arındırıyor, onlara hakikat bilgisini ve Hikmeti (her şeyin oluş sistem ve düzenini) öğretiyor. (Halbuki) onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler!
165
Düşmanlarınıza iki katını tattırdığımız bir musibet sizin başınıza gelince "Bu nasıl, neden oldu?" diyorsunuz. De ki: "O, nefsaniyetinizin getirisidir!" Kesinlikle, Allah her şeye Kaadir'dir.
166
(Uhud'da) iki topluluğun savaşında başınıza gelenler, hakikatiniz olan Allah Esma'sının getirisinin iman edenlerde açığa çıkıp, kimin ne olduğunun bilinmesi içindir.
167
(Ayrıca bir de) münafık (ikiyüzlü) olanların bilinmesi içindi. Bunlara "Gelin Allah uğruna savaşın ya da müdafaa yapın" denildiğinde, "Savaş yapılacağını bilseydik, gelirdik arkanızdan" dediler. O gün onlar imandan çok küfür haline yakındılar. Gerçek fikirlerini dillendirmiyorlardı! Allah gerçeği bilirken, neyi içlerinde gizlemeye çalışıyorlardı!
168
O savaşa katılmayanlar, kardeşleri için "Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Dediğiniz doğru ise ölümü uzak kılın başınızdan bakalım!"
169
Allah uğruna öldürülmüş olanları "ölü"ler sanmayın! Bilakis Rableri indinde hayattadırlar, rızıklanmaktadırlar!
170
Allah'ın fazlından, hakikatleri olması sebebiyle kendilerinde açığa çıkardığıyla sevinçlidirler. Kendilerine katılmamış, geride kalanlara müjdelemek isterler ki; onlara ne bir korku vardır ne de üzülecekleri bir şey.
171
Allah'ın üzerlerinde açığa çıkan nimetini ve fazlını ve de iman edenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını müjdelemek isterler.
172
Kendileri yara aldıktan sonra (bile) Allah ve Rasulün davetine icabet ettiler ki, onlardan ihsan sahibi olanlar ve korunanlar için aziym mükafat vardır.
173
"Sizinle savaşmak için bir ordu oluşturdular, korkun onlardan" dediklerinde; bu haber onların bilakis imanını arttırdı da şöyle cevapladılar: "Allah yeter bize, O ne güzel Vekiyl'dir!"
174
Bu inanç nedeniyle kendilerine hiçbir zarar dokunmadan Allah'ın nimet ve fazlıyla geri döndüler. Allah rıdvanına tabi oldular. Allah Aziym fazl sahibidir.
175
O şeytan (haberi getiren), ancak kendi dostlarını korkutur. . . O halde onlardan korkmayın; benden korkun, eğer iman ehliyseniz.
176
Hakikati inkarda yarışanlar seni üzmesinler. Kesinlikle onlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara sonsuz gelecek sürecinde bir nasip vermemeyi diliyor (onun için böyleler). Onlar için aziym azap vardır.
177
Hakikatlerine iman yerine, inkarı satın alanlara gelince, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlara feci yanış vardır.
178
Hakikati inkar ederek yaşayanlar, kendilerine süre tanımamızın hayırlarına olduğunu sanmasınlar! Sadece suçlarını büyütmeleri için süre tanıyoruz (bu Allah'ın mekridir onlara). Onlara zilleti yaşatacak bir azap vardır.
179
Allah, iman edenleri olduğu gibi bırakmayacaktır. Pis ile temizi ayıracaktır. Allah sizleri gayba (Zat'ına) erdirecek değildir. Ne var ki, Rasullerinden dilediğini seçer (size göre gayb olanı bildirmek isterse). Öyle ise, Allah Esma'sının tüm alemleri ve hakikatinizi var ettiğine ve Rasullerine (bu bilgiyi size açıklamak için irsal ettiklerine) iman edin. Eğer iman eder ve korunursanız, aziym mükafata erersiniz.
180
Allah'ın kendi hakikatleri olan Esma kuvvesi ile fazlından verdiklerinde cimrilik edenler, sanmasınlar ki bu haklarında hayırlı olan bir şeydir. Bilakis şerrdir! Cimrilik ettikleri şey kıyamet sürecinde boyunlarında asılı olacaktır! Semalar ve arzın mirası (Esma kuvvelerinden sürekli oluşan her şey) Allah'ındır. Allah yapmakta olduklarınızdan (onları yaratan olarak) Habiyr'dir.
181
Andolsun ki, Allah ; "Muhakkak Allah fakirdir, biz zenginleriz" diyenlerin sözünü algıladı. Dediklerini ve Hakk'ın muradına karşı Nebileri öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: "Tadın yakan azabı!"
182
Bu (azap) kendi ellerinizle oluşturduklarınızın sonucudur. Allah, kullarında hak etmediklerini açığa çıkarmak suretiyle zulümde bulunmaz!
183
Onlar (Yahudiler) şöyle demişlerdi: "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir Rasule iman etmememiz konusunda emretti. " De ki: "Benden önce Rasuller açık deliller olarak gelmiş ve de istediğinizi getirmişlerdi. Eğer sözünüzde sadık idiyseniz, niçin onları öldürdünüz?"
184
Onlar, seni yalanladılarsa; senden önce açık deliller olarak; kutsal bilgilerle, nurlu - aydınlatıcı bilgilerle gelmiş Rasulleri de yalanlamışlardı.
185
Her bilinç, ölümü (biyolojik bedensiz yaşamayı) tadacaktır! (Biyolojik bedenli yaşam sonrası başlayacak olan) kıyamet sürecinde yaptıklarınızın mükafatı eksiksiz verilecektir. Kim yanmaktan kurtarılıp cennete (boyutuna) geçirilirse o gerçekten kurtulmuştur. Dünya yaşamı aldatıcı (sonu pişmanlık olan) bir zevkten başka bir şey değildir.
186
Andolsun ki, mallarınızla ve nefslerinizle imtihan edileceksiniz. Sizden önce hakikat bilgisi verilenler ve şirk ehli tarafından incitileceksiniz. Eğer dayanır ve korunursanız (bilin ki) bu ancak azminizle başarılır.
187
Hani Allah, kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden, "Onu kesinlikle insanlara açıklayacak, gizlemeyeceksiniz" diye söz almıştı. Derken onlar sözlerini geride bırakıp, karşılığında az bir bedel aldılar. Ne kötü bir alışveriş!
188
O yaptıklarıyla mağrur olup, yapmadıkları ile övülmekten hoşlananları bir şey sanma! Onların azaptan kurtulacağını da sanma! Onlara feci bir azap vardır.
189
Semaların ve arzın mülkü Allah'ındır (çünkü bu kapsamdaki her "şey", O'nun Esma'sının işaret ettiği manalardan - kuvvelerden oluşmuştur, O'na aittir). Allah her şeye Kaadir'dir.
190
Kesinlikle semaların (algılanan boyuttan kuantsal boyuta kadar) ve arzın (algılamaya göre madde kabul edilen her boyutun) yaratılışında, gece ve gündüzün birbirine dönüşmesi sisteminde (neden ve nasıl gece gündüz oluşumu, süreleri vs. ) öze ermişler (Ulül Elbab) için işaretler vardır.
191
Onlar (öze ermişler) ayakta, otururken ya da yanları üzere uzanmışken Allah'ı anıp (hatırlayıp), semaların ve arzın yaratılışını (günün getirisi ölçüsünde evren ve derunu ya da beyin indinde bedenin yeri ve özelliklerini) tefekkür edip; "Rabbimiz, bunları boş yere yaratmadın! Subhan'sın (yersiz ve anlamsız bir şey yaratmaktan münezzeh, her an yeni bir şey yaratma halinde olansın)! (Açığa çıkardıklarını değerlendirmemenin getireceği pişmanlıktan) yanmadan bizi koru" (derler).
192
"Rabbimiz, sen kimi ateşe atarsan onu muhakkak aşağılamış olursun. Nefsine zulmedenlere hiçbir yardımcı (kurtarıcı) olmaz!"
193
"Rabbimiz, gerçekten biz 'Hakikatinizi Esma'sıyla oluşturan Rabbinize iman edin' diye imana davet edeni duyduk ve hemen iman ettik. Rabbimiz, suçlarımızı bağışla, yanlışlarımızı sil; sana ermiş kullarınla birlikte olarak yanına al. "
194
"Rabbimiz, bize, Rasullerine vadettiğini ver ve kıyamet sürecinde bizi rezil duruma düşürme! Muhakkak ki vaadinden dönmeyensin sen. "
195
Rableri onların duasına icabet etti: "Sizden erkek olsun kadın olsun, kimsenin yaptığını boşa çıkarmam. Hep birbirinizdensiniz (aynı özelliklerle yaratılmış olmanız dolayısıyla hepiniz aynı sisteme tabisiniz). Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Ben'im uğruma eziyete uğratılanlar, savaşanlar ve öldürülenlere gelince; elbette onların suçlarını sileceğim. Elbette onları altlarından ırmaklar akan cennetlere (bilinçlerine akan çeşitli ilimlerin getirisiyle kişinin dilediğini yapabileceği boyuta) sokacağım, Allah indinden bir mükafat olarak. En güzel mükafat Allah indindendir. "
196
Hakikati inkar ederek (dünyevi - bedensel zevkler içinde) yaşayanların refahı seni aldatmasın. . .
197
O, geçici bir zevk ve tatmindir! Sonunda varacakları yer ise cehennemdir (yapmaları gerekenleri yapmamanın pişmanlığıyla, yanmaya mahkum oldukları mekan). O ne kötü yaşam ortamı ve şartlarıdır!
198
Fakat Rablerinden korunanlara gelince, onlara altlarında nehirler akan cennetler vardır. Orada sonsuza dek yaşarlar Allah indinden inzal olan ile (hakikatleri olan Allah Esma'sının bilinçlerine inzal {boyutsal geçiş} ettiği kuvveler ile). Allah indinde olanlar, Ebrar (Allah'a ermişler) için daha hayırlıdır.
199
Muhakkak ki, kendilerine hakikat ilmi verilmiş olanlardan öyleleri vardır ki, hakikatleri olan Allah Esma'sına, size inzal olunana, kendilerine inzal olunana Allah için huşu duyarak iman ederler. Allah'ın işaretlerindeki varlığı realitesini, kendilerini bu hakikatten perdeleyecek az bir dışsal zevke değişmezler! İşte onlar için Rableri indinde (kendi Esma bileşimlerinden açığa çıkan) mükafatları vardır. Allah, hesabı anında görendir.
200
Ey iman edenler. . . (İçinde bulunduğunuz zorluklara) dayanın, birbirinizle dayanıklılıkta yarışın, düşmana karşı hazır ve bütünlük içinde olun ve Allah'tan korunun ki kurtuluşa eresiniz. Not: Sık geçen "Allah'tan korunun" uyarısının anlamı bize GÖRE şudur: Allah sizden açığa çıkan fikir veya fiillerin her an sonucunu yarattığı içindir ki; hoşlanmayacağınız şeylerle karşılaşmak istemiyorsanız, onları oluşturan davranış ve düşüncelerden uzak durarak özünüzdeki Hasiyb mekanizmasına karşı korunun. Allahu alem!