27
SURE

Neml Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ta, Siin. . . İşte bunlar Kuran'ın (hakikat ve Sünnetullah BİLGİsinin) ve Kitab-ı Mubiyn'in (apaçık ortada olan Evrenin {KİTAP} sistem ve düzeninin) işaretleridir.
2
İman edenler için hakikate erdirici ve müjde olarak!
3
Onlar ki, salatı (Allah'a yöneliş ile mi'racı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler; işte onlar ölümsüz geleceklerine kesin yakin elde etmişlerdir.
4
Ölümsüz gelecek yaşamlarına iman etmeyenlere gelince; onların yaptıkları işleri kendilerine süsleyip (keyifli) gösterdik; artık onlar (hakikate) kör ve şaşkın, (ortalıkta) bocalar dururlar!
5
İşte bunlar var ya, azabın kötüsü onlaradır! Gelecekteki yaşamda da en çok hüsrana uğrayacak olanlar onlardır!
6
Sen (şuurunla) kesinlikle Kuran'a, Hakiym ve Aliym'in ledünnünden (hakikatindeki Esma mertebesinden) nail olunuyorsun.
7
Hani Musa kendi ehline: "Ben bir ateş algıladım. . . Ya ateşle ilgili bir haber getiririm yahut bir kor ateş getiririm belki ısınırsınız" dedi.
8
(Musa) ona (ateşe) geldiğinde: "O ateşin içindeki de, onun çevresinde olan da mübarek kılınmıştır! Subhan Allah alemlerin Rabbidir!" diye hitap algıladı.
9
"Ya Musa! Kesinlikle Ben O Allah'ım Aziyz, Hakiym olan!"
10
"Asanı at!". . . (Musa) asasının, sanki çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geri dönüp kaçtı ve arkasına bakmadı. . . "Ya Musa, korkma! Muhakkak ki benim katımda Rasuller korkmaz!"
11
"Ancak (nefsine) zulmeden müstesna! (Zulümden) sonra yaptığı kötü davranışı düzelten kişi için ise ben Ğafur'um, Rahıym'im. "
12
"Elini de koynuna sok. . . Sağlıklı, bembeyaz çıkar. . . Bunlar, Firavun ve onun toplumuna (onlarla irsal olunduğun) dokuz ayet içindedir! Muhakkak ki onlar inançları bozuk bir topluluk oldular. "
13
Mucizelerimiz apaçık onlara geldiğinde: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
14
Enfüsleri onlara (Musa'nın bildirdiği hakikatlere) yakin duyduğu halde; zulüm ve büyüklük duygusuyla bile bile onları inkar ettiler. . . Bir bak, o bozguncuların sonu ne oldu!
15
Andolsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. . . (O ikisi): "Bizi iman eden kullarından pek çoğuna üstün kılan Allah'a aittir Hamd" dediler.
16
Süleyman, Davud'a varis oldu ve dedi ki: "Ey insanlar. . . Bize Mantık-at Tayr (kuşdili - insan dışındaki canlılarla iletişim özelliği) öğretildi; (böylece) bize her şeyden (bilgi alma nasibi) verildi. . . Muhakkak ki bu, apaçık lütuftur!"
17
Süleyman için cinden, insten ve kuşlardan oluşan ordular bir araya getirildi. Onlar hep beraber düzenli bir şekilde (Süleyman tarafından) sevk ve idare olunuyorlardı.
18
Nihayet Karınca Vadisine geldikleri vakit, bir dişi karınca: "Ey karıncalar. . . Meskenlerinize girin. . . Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezip yok etmesinler" dedi.
19
Karıncanın sözünden dolayı tebessüm etti (Süleyman) ve şöyle dedi: "Rabbim. . . Bana ve ana-babama bahşettiğin nimete şükretmeme, razı olacağın salih amel yapmama beni muvaffak kıl ve (hakikatimdeki Rahıym isminden gelen) rahmetinle beni salih kullarının içine dahil et. "
20
(Süleyman bir gün) kuşları gözden geçirdi ve "Niye Hüdhüd'ü göremiyorum. . . Yoksa kayıp mı oldu?" dedi.
21
"(Ya) bana kayboluşunun güçlü bir gerekçesini gösterecek ya da ben ona azap çektireceğim veya öldüreceğim. "
22
Çok geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin bilgin dışındaki bir şeyi gördüm ve sana Saba'dan kesin bir haber ile geldim. "
23
"Doğrusu ben, onlara (Sabalılar'a) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilmiş ve hükümranlık tahtı olan bir kadın buldum. "
24
"Onu ve kavmini, Allah dunundaki Güneş'e tapınırlarken buldum. . . Şeytan kendilerine yaptıklarını süslü - doğru - güzel göstermiş de onları (doğru) yoldan alıkoymuş! Bu yüzden onlar hakikat yolunu bulamazlar. "
25
"Semalarda ve arzda gizli ne varsa ortaya çıkaran; gizlediğinizi ve açığa çıkardığınızı bilen Allah'a secde etmemeleri için (vehimleri onları kandırmıştı). " (25. ayet secde ayetidir. )
26
"Allah; tanrı yok, sadece "HU"; Rabbidir Aziym Arş'ın!"
27
(Süleyman) dedi ki: "Bakalım, anlattığın doğru mu, yoksa yalancılardan mısın?"
28
"Şu mektubumu götür onlara bırak! Sonra bir kenara çekil de bak bakalım, hangi anlayışta olacaklar?"
29
(Saba Melikesi) dedi ki: "Ey önde gelenlerim! Bana önemli ve değerli bir mektup iletildi. "
30
"Mektup, Süleyman'dandır; muhakkak ki o(nun başlangıcı) Bismillahir Rahmanir Rahıym'dir. "
31
"Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslim olmuşlar olarak bana gelin!" (diyor mektupta).
32
(Saba Melikesi) dedi ki: "Ey önde gelenlerim. . . Bu konuda bana görüşünüzü bildirin. . . Sizsiz bu konuya karar vermek istemedim. "
33
Dediler ki: "Biz hem kuvvetliyiz hem de şiddetli savaşçılarız. . . Emir sana aittir! Ne hükmedeceğine sen karar ver. "
34
(Saba Melikesi) dedi ki: "Melikler bir ülkeye girdikleri vakit, orayı bozguna uğratırlar ve halkın güçlülerini güçsüz kılarlar. . . İşte böyle yaparlar!"
35
"Ben onlara bir hediye gönderip deneyeceğim; (hediyeyi götüren) elçiler ne (haber) ile geri dönecekler?"
36
(Hediye getiren elçiler) Süleyman'a geldiğinde, (Süleyman) dedi ki: "Beni mi hediyenizle durdurtacaksınız? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır! Hediyeniz sizin gibileri mutlu eder!"
37
"Geri dönün onlara (bildirin). . . Yemin ederim ki, karşı çıkamayacakları ordularımla gelirim ve oradan onları acizler ve aşağılanmışlar olarak çıkarırım!"
38
(Süleyman ileri gelenlerine) dedi ki: "Ey önderlerim. . . Onlar, teslim olmak üzere gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirir?"
39
Cinn'den bir ifrit dedi ki: "Sen yerinden ayağa kalkmadan önce onu sana getiririm. . . Bu iş için yeterli güce sahip olduğuma güvenebilirsin. "
40
Hakikat Bilgi'sinden bir ilim olan (Esma kuvvesiyle tahakkuk etme özelliği olan, tecelli-i sıfat) kimse de dedi ki: "Gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm". . . (Süleyman) tahtı önünde yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır. . . Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemesidir. . . Kim şükreder ise şüphesiz ki şükrü nefsinedir! Kim nankörlük ederse, Rabbim Ğaniyy'dir, Keriym'dir. "
41
(Süleyman) dedi ki: "Tahtını ona zor tanıyacağı bir hale getirin; bakalım doğru yolu bulacak mı yoksa doğru yolu bulamayanlardan mı olacak?"
42
(Saba Melikesi) geldiğinde şöyle denildi: "Senin tahtın işte böyle midir?". . . (Melike de) dedi ki: "Sanki o. . . Bundan önce (zaten) bize ilim verilmişti ve müslimler olmuştuk. "
43
(Bundan önce Melikeyi) Allah dununda tapındığı şeyler alıkoymuştu. . . Muhakkak ki O hakikat bilgisini inkar eden bir toplumdandı.
44
Ona: "Köşke gir" denildi. . . (Melike) onu görünce derin bir su sandı ve eteklerini sıvadı. . . (Süleyman) dedi ki: "O iyice cilalı billur camdan bir köşktür". . . (Melike) dedi ki: "Rabbim, ben (dışsal bir güce - güneşe tapmakla) nefsime zulmettim ve (artık) Süleyman ile birlikte Rabb-ül alemin olan Allah'a teslim oldum!"
45
Andolsun ki Semud'a, kardeşleri Salih'i, "Allah'a kulluk edin!" diye irsal ettik. . . Onlar hemen birbirleriyle zıtlaşan iki grup oldular.
46
(Salih) dedi ki: "Ey kavmim! İyilikten önce kötülüğü niye acele istiyorsunuz? Merhamet görmeniz için Allah'a istiğfar etseniz iyi olmaz mı?"
47
Dediler ki: "Sen ve sana tabi olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. " (Salih) dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz Allah indindedir. . . Hayır, siz imtihan edilen bir toplumsunuz. "
48
O şehirde, ortalıkta bozgunculuk yapan ve düzene uymayan dokuz kişilik bir çete vardı.
49
"Billahi" diye yeminleşerek dediler ki: "Ona ve ailesine gece baskın yapalım (öldürelim), sonra da Onun velisine: Biz Onun ve ailesinin öldürülmesinden habersiziz; kesinlikle doğruyu söylüyoruz" deriz.
50
Onlar bir tuzak kurdular, biz de farkında olmadıkları bir tuzağı onlara kurduk.
51
Onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu bir bak! Onları da, onların toplumlarını da toptan yerle bir ettik!
52
İşte zulümleri yüzünden yıkılıp harap olmuş evleri. . . Muhakkak ki bu olayda anlayışlı topluluk için bir işaret - ders vardır.
53
İman edenleri ve korunmakta olanları kurtardık.
54
Lut. . . Hani kavmine dedi ki: "Siz bile bile o hayasızlığı uyguluyorsunuz!"
55
"Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklerle mi yatıyorsunuz? Hayır, siz cahillik yapan bir kavimsiniz. "
56
Halkının cevabı: "Lut Ailesi'ni şehirden sürün! Onlar temiz yaşayan insanlar" oldu.
57
Biz de Onu ve ehlini kurtardık, karısı müstesna. . . Onu, geride kalıp helak olanlardan (olmasını) takdir ettik.
58
Ve onların üzerine bir yağmur da yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!
59
De ki: "Hamd, Allah'a aittir. . . Selam, kullarından seçip safiyetine kavuşturduğu içindir. . . Allah mı daha hayırlı yoksa ortak koştukları mı?"
60
Yoksa semaları ve arzı yaratan ve sizin için semadan bir su inzal eden mi? Onunla göz - gönül açıcı bahçeler yetiştirdik. . . Onun bir ağacını bile inbat etmeniz sizin için olacak şey değildi. . . Allah ile beraber tanrı mı? Hayır, onlar Hak'tan sapan bir kavimdir.
61
Yoksa arzı (bedeni) bir karargah kılan, aralarında nehirler (lenf kan damarları) oluşturan, onun için onda sabit dağlar (organlar) meydana getiren ve iki deniz (bilinç - beden) arasında engel kılan mı (hayırlı)? Allah ile beraber tanrı mı? Hayır, onların çoğunluğu anlamıyorlar.
62
Yoksa darda kalıp O'na dua ettiğinde icabet eden, sıkıntısından kurtaran ve sizi arzın halifeleri kılan mı? Allah'la beraber edinilen tanrı mı? Bunları ne kadar az anıp düşünüyorsunuz?
63
Yoksa karanın (madde boyutuna ait) ve denizin (ilim - fikir boyutuna ait) karanlıkları içinde size hidayet eden (hakikatin yolunu gösteren) ve Rahmetinin önünde müjdeciler olarak rüzgarları (Rasulleri) irsal eden mi? Allah yanı sıra tanrı mı? Allah, onların ortak koştuklarından Yüce'dir.
64
Yoksa yaradılmışları ibda edip (açığa çıkarıp) sonra onu (ilk haline - hakikatine) iade eden; sizi semadan ve arzdan yaşam gıdasıyla besleyen mi? Allah yanı sıra tanrı mı? De ki: "Hadi getirin kesin kanıtınızı, eğer doğru söyleyenler iseniz?"
65
De ki: "Semalarda ve arzda gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. . . Ne zaman ba's olunacaklarına da şuurları yoktur!"
66
Halbuki sonsuz gelecek yaşam hakkında onların bilgileri birikmiştir. Hayır, onlar ondan kuşku içindeler. . . Hayır, onlar ondan kördürler!
67
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuzda, gerçekten çıkarılacak mıyız?"
68
"Andolsun ki biz de önceki atalarımız da bununla tehdit edildik! Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil. "
69
De ki: "Arzda seyredin de, suçluların sonu nasıl oldu, bir bakın. "
70
Onlar üzerine mahzun olma. . . Kurmakta oldukları hilelerinden sıkıntı da duyma!
71
"Eğer doğru söylüyorsanız, bu tehdidiniz ne zaman?" derler.
72
De ki: "Acele istediğinizin bir kısmı belki de sizin arkanıza takılmıştır!"
73
Muhakkak ki senin Rabbin insanlara lütuf sahibidir. . . Fakat onların ekseriyeti şükretmezler.
74
Muhakkak ki senin Rabbin onların içlerinde sakladığını da, açığa vurduklarını da bilir.
75
Semada ve arzda, hiçbir gayb yoktur ki mubiyn kitapta (kainat kitabında - varlıkta apaçık ortada) olmasın! (Gayb oluşu algılayana GÖREdir! Allah dilerse istediğine, gayb hükmünden çıkartır. )
76
Muhakkak ki şu Kur'an, İsrailoğullarına, hakkında ayrılığa düştükleri şeyin çoğunluğunu hikaye edip açıklıyor.
77
Muhakkak ki O (Kur'an), iman edenler için hakikate erdirici ve rahmettir.
78
Muhakkak ki senin Rabbin aralarındaki hükmünü açığa çıkartır onlarda. . . "HU"; Aziyz'dir, Aliym'dir.
79
O halde Allah'a tevekkül et! Muhakkak ki sen apaçık hakikat üzeresin.
80
Muhakkak ki sen ölülere (şuursuzca yaşayanlara) işittiremezsin; (Hakk'a) arkalarını dönüp gittiklerinde, sağırlara da işittiremezsin!
81
Sen körlere doğru yolu gösteremezsin, saptıkları yanlış yoldan çıkarmak için! Sen sadece teslim olmuşlar olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin.
82
O hüküm (kıyametleri veya genel kıyamet öncesi) onlara eriştiğinde, onlar için Dabbet-ül Arz'dan (arzın {beden} bir tür konuşanı - bedenden ayrılık saati olan ölümün tadılma sürecinde) çıkarırız ki; onlara, insanların varlıklarındaki işaretlerimize (hakikatlerine) ikan sahibi olmadıklarını söyler!
83
O süreç ki, her ümmetten işaretlerimizi yalanlayanları gruplar halinde toplarız. . . Onlar hep beraber sevk olunurlar.
84
Nihayet geldiklerinde (Allah) dedi ki: "İlminizin kapsamı dışında olduğu halde işaretlerimi yalanlamaya kalktınız? Neydi bu yaptığınız?"
85
(Nefslerine) zulmetmeleri dolayısıyla o hüküm onlara erişti! Artık onlar konuşamazlar!
86
Görmediler mi ki, biz geceyi onda sükun bulsunlar diye ve gündüzü de görülesi kıldık. . . Muhakkak ki bu olayda iman eden bir toplum için elbette işaretler vardır.
87
O süreçte, Sur'da nefholunduğunda (bedenden nefholduğunda - ruhun bedene nefholması diye anlatılanın tersinin oluşması, yani ölümün tadılması; ya da mahşerde kişilerin kabirlerinden dışarıya nefholması), Allah'ın diledikleri müstesna, semalarda (bilinç boyutunda kendini bulmuş olan) kim var ve arzda (bedensel yaşamda) kim var ise dehşetle korkar! Hepsi boyun bükmüş olarak O'na gelirler.
88
Dağları (bedenindeki organları) görür de, onları sabit - değişmez sanırsın; onlar bulutların (fikirlerin) geçip gittiği gibi, geçip gider (çeşitli anlayışlara dönüştüğü) halde. . . (Bu nefh-i sur ve o sürece mahsus oluşlar) Allah'ın sanatıdır ki, her şeyi yaşanası değişmez gerçeklik yapmıştır. . . Muhakkak ki O, yaptıklarınızı (onların yaratanı) Habiyr'dir.
89
Kim güzel vasıflarıyla geldi ise, onun için ondan daha hayırlısı vardır. . . Onlar o süreçte korkulası şeylerden güvendedirler.
90
Kim de kötülüğüyle geldiyse, onların yüzleri de ateşte tersine çevrilmiştir. . . "Sadece yaptıklarınızın sonucunu yaşarsınız!". . .
91
"Ben yalnızca şu beldenin Rabbine kulluk yapmakla emrolundum. . . Ki O (beldenin Rabbi) onu saygıdeğer kılmıştır ve her şey O'nun içindir! Ben teslim olmuşlardan (olduğumun farkındalığını yaşamakla) hükmolundum!"
92
"Kuran'ı bildirmekle de!". . . Artık kim hakikati kabul ederse, nefsinde hakikati yaşamak için bu yolda yürümüş olur. . . Kim de saparsa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım!"
93
De ki: "El Hamdu Lillah! O size işaretlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız!" Rabbin yaptıklarından bihaber değildir. "