41
SURE

Fussilet Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Haa, Mim.
2
(2-3-4) (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm için — ayrı ayrı açıklanmış, (hükmünce amel edenlere) müjdeler verici, (muhaaliflerini başlarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur'an olmak üzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmiş bir kitabdır. (Böyle iken) onların çoğu (bunu düşünüb kabulden) yüz çevirmişdir. Artık dinlemezler onlar.
3
(2-3-4) (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm için — ayrı ayrı açıklanmış, (hükmünce amel edenlere) müjdeler verici, (muhaaliflerini başlarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur'an olmak üzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmiş bir kitabdır. (Böyle iken) onların çoğu (bunu düşünüb kabulden) yüz çevirmişdir. Artık dinlemezler onlar.
4
(2-3-4) (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm için — ayrı ayrı açıklanmış, (hükmünce amel edenlere) müjdeler verici, (muhaaliflerini başlarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur'an olmak üzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmiş bir kitabdır. (Böyle iken) onların çoğu (bunu düşünüb kabulden) yüz çevirmişdir. Artık dinlemezler onlar.
5
Onlar "Bizi kendisine da'vet edegeldiğin şeyden kalblerimiz örtüler içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. O halde sen (dinince) amel (ve hareket) et. Biz de şübhesiz (dinimize göre) amel (ve hareket) ediciyiz" derler.
6
De ki (Habibim): "Ben ancak sizin gibi bir insanım. (Yalınız) bana şu vahy olunuyor: Sizin Tanrınız ancak bir tek Tanrıdır. Onun için hepiniz Ona doğrulun, Ondan mağfiret isteyin. Vay haaline o Allaha ortak tanıyanların"!
7
Ki onlar zekat vermezler. Onlar ahireti (inkar ile) kafir olanların ta kendileridir.
8
Hakıykat, iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (yok mu?) Onlar için başa kakılmayan (yahud: tükenmeyen) mükafat vardır.
9
De ki: "Gerçek siz mi o arzı iki günde yaradana (ısrar ile) küfrediyor, Ona ortaklar katıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.
10
(Allah) orada üstünden baskılar yaptı. Onda bereketler yarattı. Onda arayanlar için dört günde müsavi gıdalar takdir etdi.
11
Sonra (iradesi) göğe — ki, o bir buhaar haalinde idi — doğruldu da ona ve arza "ikiniz de ister istemez gelin" buyurdu. Onlar da "İsteye isteye geldik" dediler.
12
Bu suretle onları yedi gök olmak üzere iki günde vücuda getirdi. Her gökde ona aid emri vahyetdi. Dünya göğünü de kandillerle donatdık. (Onu afetlerden) koruduk. İşte (bütün) bu (nlar), O mutlak kaadir, O her şeyi hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir.
13
Eğer onlar (bu beyandan sonra yine imandan) yüz çevirirlerse de ki: "Aad ve Semud (u çarpan) yıldırım gibi size de bir azabı (n gelib çatabileceğini) hatırlatırım".
14
Onlara "Allahdan başkasına tapmayın" diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği vakit dediler ki: "Eğer Rabbimiz dileseydi elbette (üstümüze) melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeylere küfredicileriz".
15
Aad (kavmin) e gelince: Onlar yer (yüzün) de haksız yere büyüklük tasladılar ve "Kuvvetçe bizden daha güclü kimmiş?" dediler. Onlar kendilerini yaratıb durmakda olan Allahı — ki O, bunlardan pek çok kuvvetlidir — hiç düşünmediler mi? Onlar bizim mu'cizelerimizi bilerek inkar ediyorlar.
16
Bundan dolayı biz de, dünya hayatında zillet azabını kendilerine tatdırmamız için, uğursuz uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü bir bora gönderdik. Ahiret azabı elbet daha horlayıcıdır. Onlara (hiç bir suretle) yardım da olunmaz.
17
Semuuda gelince: Biz onlara da doğru yolu gösterdik. Amma onlar körlüğü hidayete tercih etdiler. Onun için kendilerini, kazanageldikleri (şirk ve meaasi) yüzünden, o horlayıcı azab yıldırımı tutuverdi.
18
(İçlerinden) iman edib de (Allahdan) korkanları ise kurtardık.
19
(Hatırlat) o gün (ü ki) Allahın düşmanları, işte onlar, toplu halde ateşe sürüleceklerdir.
20
Nihayet oraya geldikleri zaman onlar ne yapıyor idiyseler, kulakları, gözleri, derileri kendilerinin aleyhinde şahidlik edecekdir.
21
Derilerine (şöyle) dediler (derler): "Bizim aleyhimize neye şahidlik etdiniz"? Onlar da "Bizi, dediler (derler), her şey'i söyleten Allah söyletdi. Sizi ilk defa O yaratmışdır. Yine ancak Ona döndürü (lüb götürü) lüyorsunuz".
22
"Siz, ne kulaklarınız, ne gözleriniz, ne de derileriniz kendi aleyhinize şahidlik eder diye (düşünüb) sakınmadınız. Bil'akis Allah yapmakda olduklarınızın bir çoğunu bilmez sandınız".
23
"Rabbinize karşı beslediğiniz şu zannınız (yok mu?) işte sizi o helak etdi. Bu yüzden hüsrana düşenlerden oldunuz".
24
Şimdi eğer (azaba) dayanabilirlerse işte onların yurdu: Ateş! (Yok), eğer (hoşnud oldukları dünyaye) tekrar dönmek isterlerse bu suretle de onlar hoşnud edilecek değildirler.
25
Biz onlara bir takım yanaşmaları sebeb yapdık da önlerinde ne var, ardlarında ne varsa onlar bunları süslü gösterdiler. Cinden, insandan kendilerinden evvel geçmiş (ve helak olmuş) ümmetler içinde (işte) bunlara karşı da o söz hak olmuşdur. Çünkü onlar (ın hepsi) hüsrana düşenlerdi.
26
O küfredenler (şöyle) dedi (ler): "Bu Kur'anı dinlemeyin. Onun hakkında ma'nasız yaygaralar (gürültüler) yapın! Belki galebe edersiniz"!
27
İşte biz o kafirlere muhakkak ki en çetin bir azabı tatdıracağız. Onları yapageldiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.
28
Bu, Allahın, düşmanlarına olan cezasıdır ki, ateşdir. Bizim ayetlerimizi bilerek inkar etdiklerinin cezası olarak orada (cehennemde) onlara ebedilik yurdu vardır.
29
O küfredenler (cehennemde) "Ey Rabbimiz, cinden ve insandan bizi Sapdıranları göster bize de onları ayaklarımız altına alalım. Taki en aşağı (tabaka) da kalanlardan olsunlar" dedi (ler - diyecekler).
30
Hakıykat "Rabbimiz Allahdır" deyib de sonra doğruluğu iltizam edenler (yok mu?) Onların üzerlerine "Korkmayın, tasalanmayın, va'd olunduğunuz cennetle sevinin" diye diye melekler inecekdir.
31
(31-32) "Biz dünya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Çok yarlığayıcı, çok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak üzere, burada canlarınız neyi hoşlanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin".
32
(31-32) "Biz dünya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Çok yarlığayıcı, çok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak üzere, burada canlarınız neyi hoşlanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin".
33
(İnsanları) Allaha da'vet ve (kendisi de) iyi amel (ve hareket) eden ve "ben şübhesiz müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir?.
34
Ne (her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel (haslet ne ise) onunla önle. O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile sanki yakın dost (un olmuş) dur.
35
Bu (en güzel haslete) sabredenlerden başkası kavuşdurulmaz. Buna büyük bir hazza malik olandan gayrisi erişdirilmez.
36
Eğer seni şeytandan bir dürtüş fitlerse hemen Allaha sığın. Çünkü O, (senin sığındığını) bizzat hakkıyle işiden, (niyyetini, salahını) çok iyi bilendir.
37
Gece, gündüz, güneş, ay (hep) Onun (Allahın) ayetlerindendir. Siz ne güneşe, ne aya secde etmeyin, bunları yaradan Allaha secde edin, eğer Ona ibadet edecekseniz.
38
Eğer (buna karşı) kibirlenmek isterlerse Rabbinin nezdinde bulunanlar, onlar hiç usanmayacak, (zaten) kendisini gece, gündüz tesbih (ve tenzih) edib durmakdadırlar.
39
Senin hakıykaten boynunu bükmüş gördüğün arz da Onun ayetlerindendir. Fakat biz üzerine suyu indirdiğimiz vakit o, harekete gelir, kabarır. Ona muhakkak can veren (Allah) elbet ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
40
Bizim ayetlerimiz hakkında sapkınlık edenler şübhesiz bize gizli kalmazlar. O halde ateşin içine atılacak olan kimse mi hayırlıdır, yoksa kıyamet günü korkusuzca gelecek olan kişi mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O, ne yaparsanız hakkıyle görendir.
41
(Ayetlerimiz hakkında sapıklığa düşenler) o zikre (Kur'ana) — o, kendilerine gelince — küfredenler (dir ki işte bunlar şübhesiz bize gizli kalmazlar). Halbuki o, cidden sarp bir kitabdır.
42
Ki ne önünden, ne ardından ona hiçbir baatıl (yanaşıb) gelemez. (O), bütün kainatın hamdetdiği, O yegane hukum ve hikmet saahibi (Allah) dan indirilmedir.
43
(Habibim) sana, senden evvelki peygamberlere de söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor. Şübhe yok ki senin Rabbin hem mutlak mağfiret saahibidir, hem çok elem verici azab saahibi.
44
Eğer biz onu yabancı (dilden) bir Kur'an yapsaydık muhakkak ki "Ayetleri açıklanmalı değil miydi Araba mensub (bir muhaataba), Arabca olmayan (bir Kur'an) mı? diyeceklerdi. (Onlara) söyle: "O (Kur'an) iman edenler için (mahz-ı) hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. O (Kur'an) bunlara karşı bir körlükdür. (Sanki) onlar uzak bir yerden çağırılıyorlardır.
45
Andolsun ki biz Musaya o kitabı verdik de onda da ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı aralarında iş olub bitirilmişdi bile. Her halde onlar bundan şübheci bir tereddüd içindedirler.
46
Kim iyi amel (ve hareket) ederse (bu), kendi lehine, kim de kötülük ederse bu da kendi aleyhinedir. (Yoksa) Rabbin kullarına (zerrece) zulümkar değildir.
47
O saatin ilmi ancak Ona irca olunur. Onun ilmi olmaksızın (hatta) meyvelerden hiçbiri tomurcuklarından çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara "Benim ortaklarım nerede?" diye nida edileceği gün (görürsün ki şöyle) demişlerdir (diyeceklerdir): "Sana arzetdik. Bizden hiçbir şahid yokdur".
48
Önceden tapdıkları nesneler onlardan uzaklaşıb gaaib olmuşdur (olacakdır). Onlar kendilerine (azabdan) kaç (ıb kurtul) acak hiçbir yer olmadığını anlamışlardır (anlayacaklardır).
49
İnsan hayır taleb etmekden usanmaz. Eğer Ona bir şer dokunursa (bakarsın ki) o, şimdi (Allahın fazl-u rahmetinden) ümidini kesmiş, (bu) ümidsizliği açığa (da) vurmuşdur.
50
Andolsun ki şayed ona dokunan bir sıkıntıdan sonra kendisine bizden bir rahmet tatdırırsak mutlakaa "Bu, benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını zannetmiyorum. Andolsun ki Rabbime döndürül (üb götürül) sem bile hiç şübhesiz, Onun nezdinde benim için daha güzel (hal) vardır" der. Fakat biz, andolsun, o küfredenlere neler yapdıklarını elbette haber vereceğiz. Onlara, andolsun, en çetin bir azabdan tatdıracağız.
51
İnsana ni'met verdiğimiz vakit (şükürden) yüz çevirir, nefsi ondan uzaklaşır. Ona bir şer dokunduğu zaman ise artık o, geniş (bol) bir düa saahibidir.
52
(Habibim) de ki: "Eğer o (Kur'an) Allah nezdinden (gelmiş) de sonra siz ona küfr etmişseniz, bana haber verin, (hakdan) uzak bir muhaalefetde bulunanın ta kendisi olan (siz) den daha sapkın kimdir"?
53
Gerek afaakda, gerek kendi nefislerinizde ayetlerimizi yakında onlara göstereceğiz. Nihayet onun hak olduğu şübhesiz kendileri için de apaçık meydana çıkacakdır. Rabbinin herşey'e hakkıyle şahid olması sana kafi değil mi?
54
Gözünü aç, muhakkak onlar Rablerine kavuşmakdan bir şübhe içindedirler. Gözünü aç, O, hakıykaten herşey'i çepçevre kuşatandır.