29
SURE

Ankebut Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, lam, mim.
2
İnsanlar (yalınız) inandık demeleriyle bırakılıvereceklerini, kendilerinin imtihaana çekilmiyeceklerini mi sandı (lar)?
3
Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan etmişizdir. Allah elbette saadık olanları da bilir, elbette yalancı olanları da bilir.
4
Yoksa kötülükler yapanlar bizden (kaçıb) savuşacaklarını mı sandı (lar)? Ne fena hükmediyorlar!
5
Kim Allaha kavuşmayı umarsa şübhe yok ki Allahın ta'yin etdiği (o) vakit her halde gelecekdir. O, hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
6
Kim savaşırsa ancak kendisi için savaşmış olur. Zira Allah elbette (bütün) aalemlerden gani (müstağni) dir.
7
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanların kötülüklerini her halde (afv ile) örteriz ve her halde o işlemekde olduklarının daha güzeliyle onları mükafatlandırırız.
8
Biz insana ana ve babasına güzellik (ve iyilik yapmasını) tavsiye etdik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan (tanımadığın) bir şey'i bana ortak koşman için uğraşırlarsa kendilerine itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. Binaen'aleyh ne yapar idiyseniz size ben haber vereceğim.
9
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) de bulunanlar (yok mu?) biz onları her halde saalihler (zümresin) e (katıb) sokacağız.
10
İnsanlardan öyle adam vardır ki "Allaha inandık" der de Allah uğrunda eziyyete (duçar) edildiği zaman insanların (kendi hakkındaki) fitnesini Allahın azabı imiş gibi tanır. Andolsun ki Rabbinden bir nusret gelirse onlar: "Biz de hakıykaten sizinle beraberdik" diyecekler muhakkak. Allah, aalemlerin sineleri içinde ne var, çok iyi bilen değil midir?
11
Allah iman edenleri de elbet bilir, münafıkları da elbet bilir.
12
O kafirler, iman edenlere dedi (ler) ki: "Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim". Halbuki onlar bunların günahlarından hiçbir şey yüklenici değildirler. Şübhesiz ki onlar kat'iyyen yalancıdırlar.
13
Onlar her halde kendi yüklerini de, o yükleriyle beraber daha nice yükleri de bizzat yüklenecekler ve düzmekde oldukları şeylerden kıyamet günü mes'ul olacaklardır.
14
Andolsun ki biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) göndermişizdir de o, aralarında, elli yılı müstesna olmak üzere, bin sene kalmışdır. Nihayet onlar zulümde devam edib dururlarken kendilerini tuufan yakalayıvermişdir.
15
Fakat biz onu da, gemi arkadaşlarını da selamete erdirmiş ve bunu aalemlere bir ibret yapmışızdır.
16
İbrahimi de (hatırla). Hani O, kavmine (şöyle) demişdi: "Allaha ibadet edin, On (un ikaabın) dan korkun. Bu, eğer bilirseniz, sizin için çok hayırlıdır".
17
"Siz ancak Allahı bırakıb putlara tapıyor, yalan uydurub düzüyorsunuz. Hakıykat, sizin Allahı bırakıb tapdıklarınız size bir rızık vermiye muktedir olamazlar. O halde rızkı Allah katında arayın. Ona ibadet edin. Ona şükredin. Siz ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz".
18
"Eğer siz (beni) tekzib ederseniz sizden evvelki ümmetler de (peygamberlerini) tekzib etmişizdir. Peygamberin üzerine (düşen vazife) ise apaçık tebliğden başkası değildir".
19
Allah hilkate nasıl başlıyor, sonra onu (nasıl ölümünden sonra) geri çeviriyor, görmediler mi? Şübhesiz bu (nlar) Allaha göre kolaydır.
20
De ki: "Yer yüzünde gezib dolaşın da (Allahın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayaatını da tekrar yaratacakdır. Çünkü Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.
21
Kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse esirger O. (Hepiniz) ancak ona döndürü (lüp götürü) leceksiniz.
22
Siz ne yerde, ne gökde (Onu) aaciz bırakıcı değilsiniz. Allahdan başka sizin hiçbir veliniz ye yardımcınız da yokdur".
23
Allahın ayetlerini ve Ona kavuşmayı (inkar ile) kafir olanlar (yok mu?) işte benim rahmetimden (ancak) onlar ümidlerini kesdiler. İşte pek acıklı azab da onlarındır.
24
Bundan dolayı kavminin cevabı: "Öldürün onu, yahud yakın onu" demelerinden başka (bir şey) olmadı. Aliah da onu ateşden kurtardı. Şübhe yok ki bunda iman edecek zümreler için her halde ibretler vardır.
25
Dedi ki: "Siz dünya hayaatında birbirinizle (müşrikler hususunda) dost olduğunuz için Allahı bırakıb ancak putlara tutundunuz. (Fakat) bil'ahare kıyamet gününde kiminiz kiminize küfür, kiminiz kiminize la'net edecekdir. Barınacağınız yer ise ateşdir. Sizin (o vakit) hiçbir yardımcınız da yokdur".
26
Bunun üzerine kendisine bir Luut iman etdi. (İbrahim) dedi ki: "Hakıykat, ben Rabbime hicret edeceğim. Şübhe yok ki mutlak gaalib, tam hüküm ve hikmet saahibi Odur, O".
27
Biz ona ishak ile Ya'kubu da ihsan etdik. Peygamberliği ve kitabları onun zürriyetine tahsis etdik. Dünyada ona mükafatını verdik. Hakıykat o, ahiretde de her halde saalih insanlardandır.
28
Luutu da (hatırla). Hani o, kavmine (şöyle) demişdi: "Siz hakıykat öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki sizden evvel aalemlerden hiçbiri bunu yapmamışdık.
29
"Siz her halde erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinizde meşru olmayanı yapacak mısınız"? Kavminin cevabı: "Eğer doğru söyleyenlerdensen Allahın azabını getir bize" demelerinden başkası olmadı.
30
De ki: "Yarab, o fesadcılar güruhuna karşı buna nusret et".
31
Elçilerimiz İbrahime o müjdeyi getirince dediler ki: "Biz bu memleketin ahalisini helak edeceğiz. Çünkü onun ahalisi zaalim oldular".
32
(İbrahim) "Onların içinde, dedi, Luut da var". Dediler ki: "Biz orada kimin bulunduğunu çok iyi bileniz. Onu da, ehlini de muhakkak kurtaracağız. Yalınız geride (azabda) kalacaklardan olan karısı müstesna".
33
Elçilerimiz Luuta gelince o, bunlar sebebiyle tasalandı, bunlar sebebiyle kolu (göğsü) daraldı. "Korkma, tasalanma, dediler, çünkü biz seni de, senin ehlini de kurtaracağız. Yalnız geride (azabda) kalacaklardan olan karın müstesna".
34
"Muhakkak bu memleket ahalisinin üstüne, yapmakda oldukları faasıklık yüzünden, gökden (feci) bir azab indireceğiz".
35
Andolsun, aklını kullanacak bir kavm için biz oradan apaçık bir nişane (bir ibret) bırakmışızdır.
36
"Medyen" e de biraderleri Şuaybı (gönderdik) de dedi ki: "Ey kavmim, Allaha ibadet edin. Ahiret gününe umud bağlayın. Yer yüzünde fesadcılar olarak bozgunculuk yapmayın".
37
Fakat onu tekzib etdiler. Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarından hepsi (ölü olarak) diz üstü çöke kaldılar.
38
Aad ile Semudu da (helak etdik. Onların başına neler geldiği) hakıykat sizin için el'an (o haraab) evleri (ciheti) nden belli olmakdadır. Uyanık (insan) lar oldukları halde şeytan onların amel (ve hareket) lerini süsleyib kendilerini yoldan sapdırmışdır.
39
Kaarunu, Fir'avnı, Hamaanı da (helak etdik). Andolsun ki Musa (daha evvel) kendilerine apaçık bürhanlar getirmişdi de onlar yer (yüzün) de büyklük taslamışlardı. Halbuki (azabın) önüne geçebilecek de değillerdi.
40
İşte biz (onların) her birini günahı sebebiyle yakaladık. İşte kiminin tepesine (taş yağdıran) bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir ses aldı, kimini yere geçirdik, kimini de suda boğduk Allah onlara zulm etmiyordu. Fakat onlar kendilerine (bizzat) kendileri zulm ediyorlardı.
41
Allahdan başka veliler edinenlerin sıfatı kendine bir yuva yapan örümcek misali gibidir. Halbuki, eğer bilmiş olsalar, evlerin en çürüğü her halde örümcek yuvasıdır.
42
Allah, kendinden başka hangi şey'e tapıyorlarsa şübhesiz ki biliyor. O, mutlak gaalibdir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
43
İşte misaller! Biz onları insanlar için irad ediyoruz. Aalim olanlardan başkası onları anlamaz.
44
Allah gökleri ve yeri hak olarak yaratdı. Şübhe yok ki bunda iman edenler için (Onun kemal-i kudretine) mutlak bir delalet vardır.
45
Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır). Çünkü namaz edebsizlikden ve akıl ve şeriata uymayan her şeyden alıkoyar. Allahı zikretmek elbette en büyük (ibaret) dir. Ne yaparsanız Allah bilir.
46
İçlerinden zulmedenler müstesna olmak üzere ehl-i kitab ile en güzel (savaşdan) başka bir suretle mücadele etmeyin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim Allahımız da, sizin Allanınız da birdir. (Şu kadar ki) biz (ancak) Ona teslim olanlarız. (Biz Onun samimi müslümanlarıyız)".
47
İşte sana (Habibim böyle bir) kitab indirdik. Onun için kendilerine kitab verdiklerimiz buna iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman edecek nice kimseler vardır. Bizim ayetlerimizi kafirlerden başkası bilerek inkar etmez.
48
Sen bundan evvel hiçbir kitab okur değildin. Elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı baatıl söyleyenler elbet şübhelenir (ler) di.
49
Hayır, o (Kur'an) kendilerine ilim verilmiş insanların sinelerinde (parıldayan) apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi zaalim olanlardan başkası bilerek inkar etmez.
50
"Ona Rabbinden (başkaca) ayetler de indirilmeli değil miydi?" dediler. De ki: O ayetler ancak Allahın nezdindedir. Ben sade (eğri yolun başınıza getireceği fena sonuçları) apaşikar haber verenim".
51
Sana indirdiğimiz o kitab — ki (müstemirren) karşılarında okunub duruyor — onlara kafi gelmedi mi? Onda iman edecek bir kavm için elbette (büyük) bir rahmet (ve ni'met) ve bir öğüt var.
52
De ki: "Benimle sizin aranızda Allahın hakkıyle şahid olması yeter. Göklerde, yerde ne varsa O bilir. Baatıla iman ve Allahı (inkar ile) kafir olanlar (Yok mu?) İşte onlar hüsranda kalanların ta kendileridir.
53
Senden azabı çarçabuk (getirmeni) isterler. Eğer muayyen bir vakit olmasaydı o, elbette onlara gelib çatmışdı bile. (Bununla beraber) o, kendileri farkında olmayarak, onlara ansızın gelecekdir muhakkak.
54
(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki hakıykatde cehennem o kafirleri kuşatıb durmakdadır (da haberleri yok).
55
O günde azab onları hem üstlerinden, hem ayakları altından saracak, (Allah): "İşlemekde olduğunuz (günahlar)ın (cezasını) tadın" diyecek.
56
Ey iman eden kullarım, şübhesiz ki benim arzım genişdir. O halde ancak bana ibadet edin.
57
Her can ölümü tadıcıdır. (Ondan) sonra bize döndürü (lüb getiri) leceksiniz.
58
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (var ya) biz onları — kendileri içlerinde ebedi kalıcı olarak — altlarından nehirler akan o cennetin yüksek mevkilerine yerleşdireceğiz. (Öyle) amel (ve hareket) edenlerin mükafatı ne güzeldir!
59
ki onlar sabır (ve sebat) etmişlerdir ve yalınız Rablerine güvenib dayanmakdadırlar.
60
Nice canlı mahluk vardır ki rızkını kendisi taşımıyor. Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor. O, hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
61
Andolsun ki onlara: "O gökleri, o yeri kim yaratdı? O güneşi, o ayı kim müsehhar kıldı?" diye sorarsan mutlakaa: "Allah" derler. O halde nasıl çevrilib döndürülüyorlar?
62
Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genişletir). Onu kısar da. Şübhesiz ki Allaha her şey'i hakkıyle bilendir.
63
Andolsun ki onlara: "Gökden su indirib onunla yeri, ölümünün ardından, canlandıran kimdir?" diye sorarsan "Elbette Allah" derler. De ki: "Hamd Allahındır". Fakat onların çoğu aklını kullanmazlar.
64
Bu dünya hayatı bir eğlenceden, bir oyundan başka (şey) değildir. Ahiret yurdu (na gelince:) Şübhe yok ki o, (asıl) hayatın ta kendisidir, (bunu) bilmiş olsalardı...
65
(Baksan a) gemiye bindikleri zaman — din (i) yalınız Kendisine (ya'ni Allaha) tahsıys etmek suretiyle ve (haalis ve) muhlis (insan) lar olarak — Allahı (nasıl) çağırırlar! Fakat biz onları selametle karaya çıkarınca da hemen Allaha eş katanlar onlardır.
66
Ki (bu suretle) kendilerine verdiğimiz (ni'metler) e nankörlük etsinler ve (hayatdan) zevk alsınlar diye. Fakat onlar yakında bileceklerdir.
67
Çevrelerinde insanların zorla (yakalanıb) kapılmakda olmasına rağmen (Mekkeyi) korkusuz (ve emin bir yer) yapdığımızı onlar görmediler mi? Haala baatıla inanıyorlar da Allahın ni'metine nankörlük mü ediyorlar?
68
Allaha karşı yalan düzen kişiden, yahud kendisine hak gelince onu yalan sayandan daha zaalim kimdir? Kafirlere cehennemde barınacak yer mi yok?!
69
Bizim uğrumuzda mücahede edenler (e gelince:) Biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Şübhesiz ki Allah her halde ihsan erbabiyle beraberdir.