26
SURE

Şuara Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Taa, Sin, Mim.
2
Bunlar o hakikatleri açıklayan kitabın ayetleridir.
3
(Habibim) Onlar mü'min olmayacaklar diye aadeta kendine kıyacaksın!
4
Eğer dilersek biz onların tepesine gökden bir ayet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır.
5
Kendilerine O çok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir öğüd gelmeye dursun, ille bundan yüz çeviricidirler onlar.
6
Şimdi (kat'i suretde) tekzib etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların mühim) haberleri yakında onlara gelecekdir.
7
Yer (yüzün) e bir bakmadılar mı ki biz orada her güzel çiftden nice nebatlar bitirdik.
8
Şübhesiz ki bunlardan (Hakkın kemal-i kudretine) elbet birer, nişane vardır. (Fakat) onların çoğu iman edici değildirler.
9
Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
10
(10-11) Hani Rabbin Musaya: "O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haala (fenalıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?" diye nida etmişdi.
11
(10-11) Hani Rabbin Musaya: "O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haala (fenalıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?" diye nida etmişdi.
12
O, dedi ki: "Rabbim, onların beni tekzib edeceklerinden cidden korkarım".
13
"Benim de göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Haruuna (Cebraili) gönder (ona da peygamberlik ver)".
14
"Hem onların benim aleyhimde bir suç (da'vaları) da var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkarım".
15
(Allah) dedi: "Hayır. İkiniz de ayetlerimizle gidin. Şübhesiz ki biz sizinle beraberiz, (her şey'i) işidiciyiz".
16
(16-17) "Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz" deyin.
17
(16-17) "Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz" deyin.
18
(Fir'avn) dedi ki: "Biz seni yeni doğmuş (bir çocuk) ken içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen bir hayli seneler bizim aramızda kalmadın mı"?
19
"O yapdığın fi'li de sen işledin. Sen nankörlerdensin".
20
(Muusa) dedi: "Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yapdım".
21
"Sizden korkunca da hemen içinizden (bırakıb) kaçdım. Nihayet Rabbim bana bir hüküm verdi ve beni peygamberlerden yapdı".
22
"Bana karşı imtinan etdiğin (başıma kakdığın) o ni'met, Israil oğullarını kendine kul (köle) edindiğin içindi".
23
Fir'avn dedi ki: "Aalemlerin Rabbi (dediğin) nedir"?
24
(Muusa): "Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. Eğer hakıykatı yakıynen bilmiye ehil kimselerseniz (Onun birliğine iman edin)" dedi.
25
(Fir'avn) etrafında bulunan kimselere dedi ki: "İşitmiyor musunuz"?
26
(Muusa sözüne devamla:) "(O) sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir" dedi.
27
(Fir'avn) "Her halde size gönderilen (bu) peygamberiniz, dedi, mutlak delidir".
28
(Muusa yine devamla) dedi ki: "(O) Meşrıkla mağribin ve ikisi arasında bulunan her şeylerin Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (idrak edersiniz)".
29
(Fir'avn): "Andolsun, dedi, eğer benden başka bir Tanrı edinirsen seni muhakkak ve muhakkak zindana girenlerden ederim".
30
(Muusa) dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirdimse de mi (zindana atacaksın)"?
31
(Fir'avn): "Doğru söyleyenlerdensen haydi getir onu" dedi.
32
Bunun üzerine (Muusa) asaasını bırakıverdi. Birde (ne görsünler) o, apaçık bir ejderha!
33
Elini de çekib çıkardı. Bir de (ne görsünler) bu, temaşa edenler için bembeyaz (ve nuur saçan bir el) dir.
34
(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Hiç şübhesiz, dedi, bu mutlak çok bilen bir büyücüdür".
35
"Ki sizi büyüsiyle yerinizden (yurdunuzdan sürüb) çıkarmak diliyor. Şimdi (buna) ne buyurursunuz"?
36
"Bunu ve kardeşini, dediler, gecikdir (eğle), şehirlere toplayıcılar yolla da",
37
Çok bilen her büyücüyü sana getirsin (ler)".
38
Bu suretle muayyen bir günün belli bir vaktında bütün sihirbazlar bir araya getirildi.
39
Ve insanlara da: "Siz de toplamalar mısınız?" denildi.
40
"Umarız ki (bizimkiler) gaalib olurlarsa biz de (kendi) büyücüler (imiz) e uyarız".
41
Nihayet büyücüler gelince Fir'avna: "Muhakkak üstün gelirsek bize herhalde bir mükafat var mı?" dediler.
42
(Fir'avn): "Evet, dedi, hem o takdirde siz elbet ve elbet (benim) en yakınlar (ım) dan (olacak) sınız".
43
Muusa onlara: "Ne atacaksınız (evvela) siz atın" dedi.
44
Onlar da ipleri ve sopalarını atıb "Fir'avnın izzeti hakkı için gaalib olanlar elbet biziz biz!" dediler.
45
Bunun üzerine Muusa da asaasını bırakıverdi. Bir de (ne görsünler) o, (büyücüler) in düzer olduklarını yutuyor!
46
Büyücüler derhal secde ediciler olarak (yere) kapandı (lar).
47
(47-48) "Aalemlerin Rabbine, Muusa ile Haruunun Rabbine iman etdik dediler.
48
(47-48) "Aalemlerin Rabbine, Muusa ile Haruunun Rabbine iman etdik dediler.
49
(Fir'avn) dedi ki: "Ben size izin vermeden siz ona iman etdiniz ha! Hakıykat size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o! O halde yakında bileceksiniz. Herhalde sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesdireceğim, sizin topunuzu behemehal çarmıha gerdireceğim"!
50
Dediler: "(Bunda) bize hiçbir zarar yok. Biz şübhesiz ki Rabbimize dönücüleriz".
51
"Herhalde biz iman edenlerin ilki olduğumuz için Rabbimizin bizim günahlarımızı yarlığayacağını umarız".
52
Muusaya: "Kullarımı gece yola çıkar. Çünkü ta'kib edileceksiniz" diye vahyetdik.
53
Fir'avn da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
54
"Şübhesiz ki bunlar (Israil oğulları) azar azar birer cemaatdir".
55
"(Böyle iken) onlar mutlakaa bizi darıltıcıdırlar".
56
"Biz ise elbet uyanık bir cemaatiz".
57
(57-58) Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazinelerden ve şerefli makam (lar) dan çıkardık.
58
(57-58) Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazinelerden ve şerefli makam (lar) dan çıkardık.
59
İşte (çıkarışımız) böyle oldu ve onlara İsrail oğullarını mirascı kıldık.
60
Derken (Fir'avncular) güneş doğarken onların arkalarına düşdüler.
61
Vaktaki artık iki ordu birbirini görmüşdü. Muusanın ashaabı dedi ki: "Muhakkak erişilib yakalandık".
62
(Muusa) "Hayır, dedi, şübhesiz ki Rabbim benimle beraberdir. O, beni (selamet) yol (una) iletecekdir".
63
Bunun üzerine Muusaya: "Asaanı denize vur" diye vahyetdik. (Vurunca) derhal (deniz) yarıldı, her parça (sı) kocaman dağ gibi oldu.
64
Ötekileri de buraya yanaşdırdık.
65
Muusa ile maiyyetinde bulunan kimseleri topdan kurtardık.
66
Sonra öbürlerini (suda) boğduk.
67
Bunda elbette bir ibret vardı. (Fakat) onların çoğu iman etmiş değillerdi.
68
Şu muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir. (Mü'minleri ise) çok esirgeyicidir.
69
Onlara İbrahime aaid dosdoğru haberi de oku.
70
Hani o, babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" demişdi.
71
Dediler: "Putlara tapıyoruz. Onun için bütün gün onlara vakf-ı hizmet etmekde sabit ve daimiz".
72
(İbrahim): "Siz, dedi, çağırdığınız vakit onlar sizi duyuyorlar mı"?
73
"Yahud size (taparsanız) bir faide veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı"?
74
Dediler ki: "Hayır, biz babalarımızı böyle bulduk (onlar da) böyle yapıyorlar (dı)".
75
(75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?
76
(75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?
77
"işte onlar benim muhakkak düşmanımdır. Fakat aalemlerin Rabbi böyle değil".
78
"(O Rabb) ki beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
79
"Bana yediren, bana içiren Odur".
80
"Hastalandığım zaman bana şifa veren Odur".
81
"Beni öldürecek, sonra beni diriltecek olan Odur".
82
"Ceza gününde kusurlarımı yarlığayacağını umduğum da Odur".
83
"Rabbim, bana hüküm ihsan et ve beni saalihler (zümresine) kat".
84
"(Benden) sonrakiler içinde benim için (bir) lisan-ı sıdk ver".
85
"Beni Naıym cennetinin varislerinden kıl".
86
"Babamı da yarlığa. Çünkü o sapıklardandır".
87
"(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gün beni rüsvay etme".
88
"O günde ki ne mal faide eder, ne de oğullar".
89
"Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola".
90
(O günde ki) cennet takva saahiblerine yaklaşdırılmışdır.
91
Cehennem de azgınlara açılıb gösterilmişdir.
92
(92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.
93
(92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.
94
(94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
95
(94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
96
Orada birbiriyle çekişerek şöyle dediler:
97
"Allaha andolsun, hakıykat biz apaçık bir sapıklık içinde idik".
98
"Çünkü sizi aalemlerin Rabbi ile bir seviyyede tutuyorduk".
99
"Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı".
100
Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),
101
"ne de candan bir dost yok".
102
"Bizim için hakıykaten bir geri dönüş olsaydı da biz de mü'minlerden olsaydık".
103
Şübhesiz ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
104
Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
105
Nuuh kavmi gönderilen (peygamber) leri tekzib etdi.
106
Hani biraderleri Nuuh onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi,
107
"Şübhesiz ben size gönderilmiş emin bir peygamberim".
108
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
109
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
110
"O halde Allahdan korkun ve bana itaat edin".
111
Dediler ki: "Arkana hep bayağı kimseler düşmüşken biz sana iman eder miyiz"?
112
(Nuuh): "Benim onların neler yapmakda olduklarına bilgim yokdur" dedi.
113
"Onların hesabı Rabbimden başkasına aaid değildir, eğer ince düşünürseniz... "
114
"Ve ben o mü'minleri (sizin hatırınız için) tardedici de değilim".
115
"Ben (gelecek tehlikelerle) apaçık korkutandan başka (bir kimse) de değilim".
116
Dediler ki: "Ey Nuuh, sen (bu dediğinden) vaz geçmezsen muhakkak ki taşlanmışlardan olacaksın".
117
(Nuuh): "Rabbim, dedi, hakıykat kavmim beni tekzib etdi".
118
"Binaen'aleyh benimle onların arasındaki hükmü Sen ver de beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar".
119
Bunun üzerine biz onu da, beraberinde olanları da o dolu (yüklü) geminin içinde selamete erdirdik.
120
Sonra arkalarından arta kalanları da (suda) boğduk.
121
Şübhe yok ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
122
Şübhesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
123
Aad (kavmi de kendilerine) gönderilen (peygamber) leri tekzibetdi.
124
Hani biraderleri Hud onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi,
125
"Şübhesiz, ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
126
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
127
"Sizden buna karşı hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
128
"Siz, her yüksek yerde bir alamet bina edib eğlenir misiniz"?
129
"Ebedi kalacağınızı umarak yer altında su mahzenleri edinir misiniz"?
130
"Tutub yakaladığınız vakit zorbalar gibi yakalar mısınız"?
131
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
132
"Size bilib durduğunuz şeylerle (nimetlerle) yardım eden",
133
(133-134) "Size davarlar, oğullar", "Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun".
134
(133-134) "Size davarlar, oğullar", "Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun".
135
"Ben cidden üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum".
136
Dediler: "Va'z etsen de, yahud va'z edicilerden olmasan da bize göre birdir".
137
"Bu, evvelkilerin aadetinden başka (bir şey) değildir".
138
"Biz azaba uğratılacaklar da değiliz".
139
Hulasa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
140
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
141
Semud (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzib etmişdir.
142
O zamanda ki biraderleri Saalih onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi.
143
"Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
144
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
145
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
146
"Siz burada (ki nimetlerin içinde) emin emin bırakılacak mısınız"?
147
"Bağların, pınarların içinde",
148
"Ekinlerin ve tomurcukları nazik, yumuşak hurma ağaçlarının içinde".
149
"Dağlardan şımarık şımarık evler yontuyorsunuz".
150
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
151
"Müfritlerin emrine boyun eğmeyin".
152
"Ki onlar yer (yüzün) de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir".
153
"Sen, dediler, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin"!
154
"Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Bununla beraber eğer (peygamberlik da'vaasında) doğruculardan isen haydi bir ayet (mu'cize) getir".
155
(Saalih) dedi: "İşte bu dişi deve. Su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin".
156
"Ona bir kötülükle ilişmeyin. Sonra sizi büyük bir günün azabı yakalar".
157
Derken onu kesdiler. Fakat peşiman oldular.
158
Çünkü kendilerini o azab yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu iman ediciler değildir.
159
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
160
Luut (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzib etdi.
161
Hani biraderleri Luut onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi.
162
"Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
163
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
164
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
165
(165-166) "Siz, Rabbinizin sizin için yaratdığı zevcelerinizi bırakıb da insanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halalden harama) tecavüz eden bir kavmsiniz".
166
(165-166) "Siz, Rabbinizin sizin için yaratdığı zevcelerinizi bırakıb da insanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halalden harama) tecavüz eden bir kavmsiniz".
167
Dediler: "Ey Luut, sen (bu davadan) vaz geçmezsen, andolsun, mutlak (memleketimizden koğulub) çıkarılanlardan olacaksın".
168
(Luut) dedi: "Ben sizin bu yapdığınıza elbette buğz edenlerdenim".
169
"Ey Rabbim, beni ve ehlimi onların yapageldikleri (bu kötülüğ) ün (azab) ından kurtar".
170
Bunun üzerine biz onu ve ehlini kamilen kurtardık.
171
Geri kalanların içinde yalınız bir koca karı vardı.
172
Sonra geridekileri (tam bir suretde) helak etdik.
173
Üstlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki. (Bak) inzar edilenlerin yağmuru ne kötüdür!
174
Şübhesiz bunda elbette bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
175
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
176
Eyke yaranı da (gönderilen) peygamberleri tekzib etmişdir.
177
O zamanda ki Şuayb onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi,
178
"Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
179
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
180
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değil".
181
Ölçeği tam ölçün. Eksiltenlerden olmayın".
182
"Doğru terazi ile tartın".
183
"İnsanların hakkından bir şey'i kısmayın. Yer (yüzün) de fesadcılar olarak bozgunculuk etmeyin".
184
"(Gerek) sizi, (gerek sizden) evvelki ümmetleri yaratan (Allah) dan korkun".
185
Dediler: "Sen ancak fazla büyülenmişlerdensin"!
186
"Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Biz senin muhakkak yalancılardan olduğunu zannediyoruz".
187
"Eğer doğruculardan isen gökden üstümüze bir parça düşür".
188
(Şuayb) dedi: "Ne yapıyorsanız Rabbim daha iyi bilicidir".
189
Hulasa: Onu tekzib etdiler de kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Hakıykat bu, o günün büyük azabı idi.
190
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
191
Hakıykat, senin Rabbin mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
192
O (Kur'an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir.
193
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
194
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
195
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
196
Şübhe yok ki o (Kur'an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır.
197
İsrail oğulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet (bir delil) değil miydi?
198
Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de,
199
onlara karşı bunu okusaydı yine buna iman edici kimseler değillerdi onlar.
200
Biz (küfrü) o günahkarların kalbine Öyle bir sokduk ki,
201
o pek çetin azabı görecekleri (ana) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar.
202
İşte bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir.
203
(Gelecekdir de "Acaba) bize bir mühlet verilir mi?" diyeceklerdir.
204
Onlar haala azabımızı çabuklatdırmak mı istiyorlar?
205
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
206
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
207
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
208
(208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
209
(208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
210
Onu (Kur'anı) şeytanlar indirmedi.
211
Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler.
212
Şübhe yok ki onlar (meleklerin sözünü) işitmekden kat'i surerde azledilmişlerdir.
213
Sakın Allah ile beraber diğer bir Tanrı daha çağırma. (Sonra) azablandırılanlardan olursun.
214
Sen (ilkin) en yakın hısımlarını inzar et.
215
Mü'minlerden sana tabi' olanlara kanadını indir.
216
Bunun üzerine eğer sana isyan ederlerse de ki: "Ben sizin yapageldiklerinizden hakikaten uzağım".
217
Sen O mutlak gaalib, O çok esirgeyici (Allaha) güvenib dayan.
218
(218-219) (Öyle mutlak gaalib, öyle çok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdiğin vakit seni ve secde edenler içinde dolaşmanı (daima) görendir.
219
(218-219) (Öyle mutlak gaalib, öyle çok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdiğin vakit seni ve secde edenler içinde dolaşmanı (daima) görendir.
220
Çünkü hakkıyle işiden, hakkıyle bilen bizzat Odur.
221
(Ey müşrikler) şeytanların kimlerin üzerine indiğini size haber vereyim mi ben?
222
Onlar her günahkar yalancının tepesine iner (ler).
223
Onlar dır ki (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
224
Şairler (e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
225
(225-226) Onların her vadide hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?
226
(225-226) Onların her vadide hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?
227
Ancak iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlar, Allahı çok zikredenler ve zulme uğratıldıklarından sonra öçlerini alanlar böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılab ile sarsılacaklarını bileceklerdir.