20
SURE

Taha Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ey İNSAN (Adem'e talim edilen Esma'nın tamamı ve ruh olarak üflenen diye benzetme yollu anlatılan Muhammedi salt şuur - orijin BEN)!
2
Biz Kuran'ı sana, mutsuz olman için inzal etmedik.
3
Sadece, haşyete (Allah azametini hissetmeye) açık şuura (hakikatini) hatırlatmadır (inzal olan bilgi)!
4
Arzı (bedeni) ve yüce semaları (Esma mertebenden açığa çıkan şuur boyutlarını ve bilinç kademelerini) yaratandan, bölüm bölüm indirilmiştir.
5
Rahman, Arş'a istiva etti (El Esma'sıyla alemleri yaratıp hükümran oldu. Kuantum Potansiyelde ilmini seyretti ilmiyle).
6
Semalarda (şuur ve bilinçlerde), arzda (fiile döktüklerinde), ikisinin arasında (hayalinde ve vehminde) ve toprağın altında (bedenin derinliklerinde) ne var ise, O'nun (El Esma özelliklerinin açığa çıkması) içindir.
7
Sen düşündüğünü açığa vursan (veya gizlesen); (bil ki) kesinlikle O, Sırr'ı da (şuurundakini de) Ahfa'yı da (onu meydana getiren Esma mertebeni de) bilir!
8
Allah'tır! Tanrılık yoktur sadece "HU"! Esma ül Hüsna O'na aittir (dilediğini o özelliklerle yaratır)!
9
Musa'nın olayı ulaştı mı sana?
10
Hani (Musa) bir ateş gördü de ehline: "Yerinizde durun, muhakkak ki ben bir ateş hissettim. . . Belki ondan size bir kor parçası getiririm ya da o ateşin yanında bir kılavuz bulurum. "
11
Ona (ateşe) yaklaştığında: "Ya Musa" diye sesleniş algıladı.
12
"Kesinlikle ben, ben Rabbinim! Hemen iki nalınını (beden ve bilinç bağlarını terk et; şuur olarak kal) çıkar; gerçekten sen mukaddes vadin Tuva'dasın!"
13
"Ben seni seçtim! O halde vahyolunan bilgiyi algıla!"
14
"Kesinlikle Ben, evet Ben Allah'ım! Tanrı yok, sadece BEN! Bana (Esma özelliklerimi açığa çıkarma işlevinle) kulluk et! Beni hatırlaman için salatı yaşa!"
15
Muhakkak o saat (ölüm) gelecektir. . . Her nefsin, kendisinden açığa çıkanların sonucunu görüp yaşaması için, onun zamanını gizleyeceğim.
16
"Ona (ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşama) iman etmeyen, asılsız hayallerine tabi olmuş kimse, ondan (Allah'a lika gerçeğinden) seni alıkoymasın; sonra helak olursun!"
17
"O sağ elindeki nedir ya Musa?"
18
(Musa): "O, benim asamdır. . . Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve başka ihtiyaçlarımı da karşılar. "
19
"Onu bırak, ya Musa!" dedi.
20
(Musa da) onu attı. . . Bir de ne görsün, o kayan bir yılan!
21
"Onu al ve korkma! Onu sana ilk görünümünde iade edeceğiz!" dedi.
22
"Şimdi de elini koynuna sok; bir başka mucize olarak, hastalıksız şekilde bembeyaz çıkar!"
23
"Sana en büyük mucizelerimizden gösterelim böylece!"
24
"Git Firavun'a! Muhakkak ki o iyice azdı!"
25
(Musa) dedi ki: "Rabbim, şuuruma genişlik ver (bunları hazmedebileyim ve gereğini uygulayabileyim). "
26
"İşimi bana kolaylaştır. "
27
"Lisanımdaki tutukluğu çöz. "
28
"Ki sözümü (derinliğine) anlasınlar. "
29
"Benim için ehlimden bir yardımcı oluştur. "
30
"Kardeşim Harun'u. "
31
"Onunla gücümü arttır. "
32
"Onu işimde ortak yap. "
33
"Ki seni çokça tespih edelim. "
34
"Seni çok zikredelim (hatırlayalım)!"
35
"Muhakkak ki sen bizi Basıyr'sin!"
36
"İstediğin sana verildi, ya Musa!" dedi.
37
"Andolsun ki (bundan önce) sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk. "
38
"Hani vahyolunanları annene vahyetmiştik:"
39
"Onu (Musa'yı) sandığa koy. . . Sandığı da ırmağa bırak. . . Irmak Onu sahile kavuştursun ki, benim de Onun da düşmanı (olan) Onu alsın! Senin üzerine, Benden bir muhabbet bıraktım. . . Gözümün önünde yetiştirilmen için. "
40
"Hani kız kardeşin yürüyor (Firavun ailesine gidip) ve diyordu ki: 'Onu kabullenip yetiştirecek kimseyi size göstereyim mi?'. . . Böylece seni annene geri döndürdük gözü aydın olsun ve hüzünlenmesin diye. . . (Hem) sen bir kişiyi öldürdün de biz seni o dertten kurtardık. . . Seni denemeden denemeye uğrattık da. . . (Hani) Ehl-i Medyen içinde (Şuayb a. s. ın yanında) senelerce kaldın. . . Sonra da kaderin üzere buraya geldin ya Musa!"
41
"Seni nefsim için seçtim. "
42
"Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin. . . Beni anarken zayıflık göstermeyin!"
43
"İkiniz gidin Firavun'a! Muhakkak ki o taşkınlık etmiştir. "
44
"Ona yumuşak söz söyleyiniz! Belki düşünüp değerlendirir yahut haşyet duyar!"
45
"Rabbimiz! Doğrusu biz, bizim aşırı üstümüze gelmesinden veya taşkınlık yapmasından korkarız" dediler.
46
"Korkmayın! Muhakkak ki Ben sizinle olarak işitir ve görürüm (maiyet sırrı)" dedi. (Sahih Kudsi hadis: ". . . . . . Ben kulumun görür gözü işitir kulağı olurum. . . . . . ")
47
"Artık ona gelin ve deyin ki: Gerçekten senin Rabbinin Rasulleriyiz! İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azap etme! Gerçekten biz sana, senin Rabbin tarafından bir mucize olarak geldik. . . Selam, kılavuza tabi olanlara olsun. "
48
"Bize azabın, yalanlayan ve yüz çeviren üzerine olacağı vahyolundu. "
49
(Firavun) sordu: "Sizin Rabbiniz kimdir, ya Musa?"
50
(Musa): "Rabbimiz her şeye, varlığını ve özelliklerini veren, sonra da yolunu kolaylaştırandır. "
51
(Firavun) sordu: "Peki ya eski nesillerin hali nice olur (çünkü görmediler)?"
52
(Musa) dedi ki: "Onların ilmi Rabbimin indindeki bilgidir. . . Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz. "
53
Arzı sizin için bir beşik olarak meydana getirip, orada sizin için yollar açar, semadan bir su inzal eder. . . O su ile çeşitli nebattan çiftler çıkardık.
54
Yeyin ve hayvanlarınızı da otlatın. . . Muhakkak ki bunda sağlıklı düşünenler için işaretler vardır.
55
Sizi ondan halk ettik! Tekrar sizi oraya iade edeceğiz! Sizi ondan bir kez daha çıkaracağız (ba's).
56
Andolsun ki biz ona (Firavun'a) işaretlerimizin hepsini gösterdik. . . (Fakat o) yalanladı ve kabulden kaçındı.
57
"Sihrin ile bizi arzımızdan çıkarmak için mi geldin, ya Musa?" dedi.
58
"Sendekinin benzeri bir sihri, biz de sana getireceğiz. . . Aramızda bir buluşma zamanı belirle ki, ikimiz de ona uyalım. . . Düzgün bir mekanda buluşalım. "
59
(Musa) dedi ki: "Sizin buluşma vaktiniz bayram günüdür. . . İnsanlar kuşluk vakti toplansınlar. "
60
Firavun döndü (gitti) ve hilesini (büyücülerini) topladı, sonra geldi.
61
Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size. . . Allah üzerine yalan uydurmayın! Bundan dolayı azap ile kökünüzü keser. . . İftira eden hakikaten kaybetmiştir. "
62
(Sihirbazlar) işlerini aralarında tartıştılar. . . Aralarında fısıldaştılar.
63
(Firavunun sihirbazları) dediler ki: "Şu ikisi, iki büyücüden başka bir şey değildir. . . Sihirleri ile sizi arzınızdan çıkarmak ve sizin örnek yaşam tarzınızı yok etmeyi diliyorlar. "
64
"Bu sebeple bütün hilelerinizi toplayın, sonra saf halinde gelin. . . Bugün kim üstün gelir ise o kurtuluşa ermiştir. "
65
Dediler ki: "Ya Musa! Ya sen at ya da ilk atan biz olalım. "
66
(Musa) dedi ki: "Hayır, siz atın". . . Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden ötürü, kendisine, koşuyorlarmış gibi geldi (hayal).
67
Musa içinde korkuyu hissetti!
68
"Korkma! Muhakkak ki sen, evet sen üstünsün" dedik.
69
"Sağ elindekini bırak, onların ürettiklerini yutsun. . . (Onlar) sadece sihirbazın hilesini yapıp ürettiler. . . Sihirbaz nereye gitse kurtuluşu olmaz. "
70
Bu sebeple sihirbazlar, önünde yere kapandılar. . . "Harun ve Musa'nın Rabbine (B işareti kapsamında) iman ettik" dediler.
71
(Firavun) dedi ki: "Ben size izin vermeden Ona iman ettiniz ha! Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüzdür. . . Andolsun ki, sizin ellerinizi ve sizin ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizi hurma dallarından asacağım. . . Hangimizin azapça daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz!"
72
Dediler ki: "Bize gelen apaçık mucizelerden sonra, bizi yaratan üstüne seni asla tercih etmeyeceğiz. . . Ne hükmedeceksen hükmet! Sen sadece şu dünya hayatına hükmedersin. "
73
"Gerçekten Rabbimize iman ettik ki bizim için hatalarımızı ve sihirbazlığımızı mağfiret etsin. . . Allah daha hayırlı ve bakidir. "
74
Gerçek şu ki: Kim Rabbine karşı suçlu olarak gelirse işte cehennem onun içindir. . . Orada ne ölür (kurtulur), ne de diriliği yaşar!
75
Kim de O'na iman ederek, imanın gereği uygulamalarla gelirse, işte onlar için en yüce dereceler vardır.
76
Altlarından nehirler akan ADN cennetleri. . . Onda sonsuz yaşarlar. . . Arınıp tezkiye olanın karşılığı işte budur.
77
Andolsun ki, Musa'ya (şunu) vahyettik: "Kullarımı geceleyin yürüt. . . Onlar için denizde asanla vurarak kuru bir yol aç! Yetişilmekten korkmaksızın ve (denizde boğulmaktan) dehşet duymaksızın (yürüsünler)!"
78
Firavun, ordusu ile onları izledi de kendilerini deniz kaplayıp içine aldı, boğdu.
79
Firavun, halkını saptırdı, doğru yola kılavuzlamadı.
80
Ey İsrailoğulları! Gerçekten biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur'un (Sina Dağı) sağ yanında size vadettik. . . Sizin üzerinize kudret helvası ve bıldırcın kuşu tenzil ettik.
81
Sizi beslemekte olduğumuz yaşam gıdalarının temiz olanlarından yeyin ve onda aşırı gitmeyin. . . Yoksa üzerinizde (yaptıklarınızın sonucu olarak) gazabım açığa çıkar. Kimin üzerinde gazabım açığa çıkarsa hakikaten o derin düşüştedir.
82
Muhakkak ki ben, tövbe eden (hakikatine yakışmayan davranışlarını fark edip pişmanlıkla dönen), iman eden ve imanın gereklerini uygulayan, sonra da doğru yolu bulan kimseye elbette Ğaffar'ım.
83
"Seni halkından acele ile uzaklaştıran nedir, ya Musa?"
84
(Musa) dedi ki: "Rabbim, acelemin sebebi rızanı kazanmaktır. Onlar benim izimdeler. . . "
85
(Rabbi) dedi ki: "Doğrusu biz senden sonra kavmini, anlayış seviyelerini görsünler diye denedik. . . Onları Samiri (Firavun sarayından kaçıp aralarına katılan Mısırlı istidraç sahibi birisi) saptırdı!"
86
Musa, kızgın ve üzgün olarak kavmine döndü. . . Dedi ki: "Ey halkım. . . Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Bu söz süreci size uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabının üzerinizde açığa çıkmasını dilediniz de bu yüzden mi sözünüzü tutmadınız?"
87
Dediler ki: "Biz kasıtlı olarak sana muhalefet etmedik. . . Fakat biz halkımızın zinetinden ağırlıklar yüklenmiştik de onları kaldırıp (Samiri'nin ateşine) attık. . . Samiri de işte böylece atmıştı (biz onu taklit ettik). "
88
(Samiri) onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli oluşturdu. . . Bunun üzerine dediler ki: "İşte bu hem sizin tanrınız ve hem de Musa'nın tanrısıdır; fakat Musa unuttu!"
89
Görmüyorlar mı ki o (buzağı) onların hitabına cevap vermez, onlara ne bir zarar ne de yarar sağlar!
90
Andolsun ki, daha önce Harun onlara şöyle dedi: "Ey halkım. . . Siz onunla sadece sınandınız. . . Muhakkak ki sizin Rabbiniz Rahman'dır. . . Öyle ise bana tabi olun ve emrime itaat edin!"
91
Dediler ki: "Musa bize geri dönene kadar, ona (buzağıya) tapınıp durmaya devam edeceğiz. "
92
(Musa) dedi: "Ey Harun! Bunların sapıttığını gördüğünde niye onları engellemedin?"
93
"Bana tabi olarak (onlara doğruyu göstermedin)? Emrime isyan mı ettin?"
94
(Harun) dedi ki: "Ey anamın oğlu! Saçıma, sakalıma yapışıp durma! Muhakkak ki ben: 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' demenden korktum. "
95
(Musa) dedi ki: "Senin amacın nedir, ya Samiri?"
96
(Samiri) dedi ki: "Onların algılayamadıklarını ben fark ettim! Rasulün eserinden (bildirdiği B sırrı kuvvesini kullanarak) birazcık aldım da onu (altınların eridiği karışıma) attım. . . İşte böylece nefsim, (hakikatimden gelen kuvveyi) açığa çıkarmaya teşvik etti. "
97
(Musa) dedi ki: "Git! Muhakkak ki hayatın boyunca insanları 'bana dokunmayın' diyerek yanına yaklaştırmamalısın. . . Ayrıca senin için, kendisine asla karşı çıkamayacağın kesin bir son var. . . Tapınıp durduğun tanrına bir bak! Kesinlikle onu yakacağız, sonra onu un ufak edip, denize savuracağız. "
98
Uluhiyet sahibiniz sadece Allah'tır. . . Tanrı yoktur sadece "HU"! İlmiyle her şeyi (her yönden) kuşatandır!
99
İşte böylece öne geçmiş olanların haberlerinden bazısını sana hikaye ediyoruz. . . Gerçek ki, sana ledünnümüzden bir zikir (hatırlatıcı) verdik.
100
Kim Ondan (hatırlatılan hakikatten) yüz çevirirse, muhakkak ki o kıyamet sürecinde ağır bir suç yüklenecektir!
101
O suçlarının sonucunu yaşamaları sonsuza dektir! Kıyamet süreci o (suç), onlar için ne kötü bir yüktür!
102
O süreçte Sur'a nefholunur! O gün suçluları gözleri dönmüş bir halde haşrederiz.
103
Kendi aralarında şöyle fısıldaşırlar: "(Dünya'da) sadece on (saat) kaldınız. "
104
Onların ne dediklerini biz (hakikatleri olarak) daha iyi biliriz; en çok bileni "Sadece bir gün kaldınız" dediğinde.
105
Sana dağlardan sorarlar. . . De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak. "
106
"Onların yerlerini boş, dümdüz halde bırakır. "
107
"Orada ne çukur ne de tümsek görmezsin. "
108
O süreçte zorunlu uyulacak davetçiye tabi olurlar. . . Rahman korkusuyla sesler kesilir. . . Derinden gelen iniltiden başka bir şey işitmezsin.
109
O gün şefaat fayda vermez. . . Sadece Rahman'ın izin verdiği ve sözüne (illa Allah diyen) razı olduğu kimse müstesna!
110
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (geçmiş ve geleceklerini) bilir. . . O'nun ilmini ihata edemezler.
111
Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyum'a zillet ile boyun eğmiştir. . . Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu fark edemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.
112
Kim imanlı olarak doğru fiiller ortaya koyarsa, o, bir haksızlığa uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.
113
İşte böylece O'nu Arapça bir Kur'an olarak inzal ettik; Onun içinde tehditkar haberleri, sonları, türlü türlü açıkladık. . . Umulur ki korunurlar (arınırlar) yahut (Kur'an) onlara bir öğüt olur.
114
Melik ve Hak olan Allah ne yücedir! O'nun vahyi sana bitmeden önce Kuran'ı (tekrara) acele etme ve: "Rabbim ilmimi arttır" de.
115
Bundan önce Adem'i bilgilendirmiştik. . . (Fakat) O unuttu. . . Onu (uyarıyı uygulamada) azimli bulmadık.
116
Hani biz meleklere (arz kuvvelerine) "Secde edin Adem'e (şuur varlığa)" demiştik de, İblis hariç, (hepsi) hemen secde ettiler. . . (İblis) kaçınmıştı!
117
Dedik ki: "Ey Adem, kesinlikle şu (iblis, vehmini tahrik eden kendini beden kabul etme fikri) senin ve eşin (bedenin) için bir düşmandır! Sakın sizi (kendinizi şuur {meleki yapı - kuvve} olarak yaşadığınız) cennetten (bedenselliğe - bilinç yaşamı boyutuna) çıkarmasın; sonra şaki (kendini beden sınırlamasının mutsuzluğu içinde bulan ve bunun sonuçlarını yaşayarak yanan) olursun!" Not: Burada anlatılmak istenen, müşahedemizdekine göre özetle şudur: Adem ismiyle işaret edilen, yokken, Allah Esma'sının ihtiva ettiği ruh {manalar bütünü} üflenerek, bir "şuur varlık" halinde beyinde yani madde bedenden açığa çıkarılmıştır. Beyin bu açığa çıkarılışı kabul edecek şekilde 'tesviye' edildikten sonra, açığa çıkan bu El Esma ruhu - data olan şuur varlık, meleki bir yapı - boyut olarak cinsiyetsizdir. Ne var ki beyinin oluşum sürecinde karındaki ikinci beyin denen nöronlar topluluğunun ve diğer organların yolladığı verilerin beyinde oluşturduğu "ben bu bedenim" düşüncesi, iblis tarafından da kullanılarak, Adem'i, kendini beden kabul noktasına düşürmüştür. İblis diye tanımlanan cin türünün, {göze göre görünmez} ışınsal bedenli varlığın, beyine yolladığı impulse ile tahrik ettiği kendini beden olarak kabullenme fikriyle, şuurun hakikati örtülmüş; kendisini, eşi diye tanımlanmış olan beden kabulü noktasına indirmiştir. Beyin, yapısı itibarıyla, veri tabanını oluşturan genetik bilgiler, şartlanmalar, değer yargıları ve bunun getirisi duygular ile çeşitli fikirler doğrultusunda açığa çıkan bilincin, akıl kuvvesini değerlendirmesiyle kendi DÜNYASI İÇİNDE YAŞAR! Bilincin yani oluşmuş benliğin, şuur boyutunu oluşturan Allah Esma'sına 'İman' etmesi ve "orijin BEN"deki özelliklerle yaşayarak farkında olmadığı meleki denen kuvvelere ermesi istenir. Ona bu hatırlatılmak üzere BİLGİ {KİTAP} yollanır! İşin doğrusunun bu olduğu 'hatırlatılmaktadır'. Şuur ise bu bağlardan öte, hakikati Allah ilmine uzanan meleki kuvve - nurdur. Şuur, kalp veya daha deriniyle hakikati aksettirmesi itibarıyla 'fuad' (Esma mana özelliklerini beyine yansıtıcılar - kalp nöronları) diye anlatılır. Fuad adıyla işaret edilen hakikati kavrama özelliği ana rahminde 120. günde ya beyne aksettirilir o takdirde kişi "said" olarak nitelendirilir; ya da aksettirilemez ve beyinde bu açılım olmaz, bu defa da o kişi "şaki" diye tanımlanır. Bundan sonra o nöronların işlevi kopyalandığı beyinden devam eder. "Ayna nöronlar" konusunun bir kapsamı da bu olaydır tespitimize göre! Şuurun, eşi olarak kendisine geçici süre verilmiş olan beden ise, kah maddeden meydana gelmesi itibarıyla 'arzın dabbesi', kah bedendeki hayvanlarla ortak özellikler dolayısıyla 'en'am', kah da şuurun meleki vasfını sınırlaması veya örtmesi fikrini beyinde tetiklemesi itibarıyla 'şeytan' diye tanımlanmıştır. "İnsan" diye tanımlanmış "şuur", kendi orijin yapısını, bedende gözünü açması dolayısıyla da unutmuş, 'hatırlamaz' olduğu için 'zikir - hatırlatıcı' gönderilmiştir. Kur'an bilgisi, 'zikir' yani 'hatırlatıcı'dır. İnsana hakikatini hatırlatmak içindir. Beyin - beden kabulünün getirisi sınırlı - kayıtlı cehennemi bedensel yaşam; şuur boyutundaki meleki boyuttaki seyir ise cennet yaşamı olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu olaylar ve cennet - cehennem tasvirleri bir kısım ayetlerde vurgulandığı üzere, tamamıyla misal yollu benzetme ve işaret yollu anlatımdır. Cennet şuur yaşamı ve şuurdan, El Esma özelliklerinin açığa çıktığı bir yaşam olduğu içindir ki; biyolojik - hayvansı beden var olmadığı ve dahi söz konusu olmadığı içindir ki; buna dair oluşlar da o boyutta yer almaz. Onun için cennetin gerçekte, çok algı dışı bir yaşam boyutu olduğuna işaret edilmiştir. Konunun detayları ayrı bir kitap mevzuudur. Ancak Kuran'daki işaretlerin yerli yerinde değerlendirilip anlaşılması için bu kadar bir özet anlayışımızı buraya eklemeyi uygun gördüm. Eksik veya yanlış müşahedem oluşmuşsa bağışlanma dilerim. Hakikatini bilen Allah'tır. A. H. )
118
"Oysa senin için onda (biyolojik - hayvansı - madde beden olmadığı için) ne acıkma (hissi) var ne de çıplak kalma!"
119
"Kesinlikle sen onda (yeni madde - biyolojik bedensiz yaratılışın dolayısıyla) ne susarsın ne de güneşten yanarsın!"
120
(Sonunda) Şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem, sana ölümsüzlük ağacını ve eskiyip yok olmaz mülkü bildireyim mi?" dedi.
121
İkisi de (şuur ve bilinç {beden}) ondan (ağacın, bedenselliğin meyvesinden) yediler! SEVAT'ları (bedenleri) hissedilir oldu da Cennet yaprağından (bedensellik duygusunu bilinçteki hissedişleriyle) örtmeye çalıştılar! Adem, Rabbine asi oldu da yaşayışı bozuldu.
122
Sonra Rabbi Onu seçti, arındırdı, Onun tövbesini gerçekleştirdi ve hakikatine erdirdi!
123
(Rabbi) dedi ki: "Birlikte (şuur ve daha sonra terk edilecek beden eşi) inin aşağı ondan! Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak! Benden size bir Hüda (hakikatinizi hatırlatıcı) geldiğinde, kim benim Hüdama (hatırlattığım hakikatine) tabi olur ise, işte o sapmaz ve şaki olmaz!"
124
"Kim zikrimden (hatırlattığım hakikatinden) yüz çevirir ise, muhakkak ki onun için (beden - bilinç kayıtlarıyla) çok sınırlı yaşam alanı vardır ve onu kıyamet sürecinde kör olarak haşrederiz. "
125
(O vakit) dedi ki: "Rabbim, niçin beni kör olarak haşrettin, (dünyadayken) gözlerim görüyordu?"
126
(Rabbi) dedi ki: "İşte böyle. . . Delillerimiz sana geldi de sen onları (değerlendirmeyi) unuttun. Bunun sonucu olarak bu süreçte unutulursun (mahrum kalırsın unutup hatırlamadıklarından)!"
127
(Halifelik istidadını açığa çıkarıcı ömrünü) israf etmiş ve Rabbinin hakikatindeki delillerine iman etmemiş kimse, sonuçlarını böylece yaşar! Gelecek azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
128
Helak olmuş nice toplumun meskenleri üzerinde dolaştıkları halde, bu onlara gerçeği göstermedi mi? Muhakkak ki bunda ibret alacak kadar aklı olanlara nice delil vardır.
129
Eğer Rabbinden, önceden verilmiş bir hüküm ve tayin edilmiş bir ömür olmasaydı, azap (vefat derhal) kaçınılmaz olurdu!
130
Onların dediklerine sabret. . . Güneş'in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbinin Hamdi olarak (sende Hamd'i açığa çıkaranı hissederek) tespih et! Gecenin bir kısmında (yatsı) ve gündüzün ortasında (öğle) da tespih et (hakikatinin yaşanması işlevini açığa çıkararak) ki; rıza (seyir) halini yaşayasın.
131
Sakın gözlerini kaydırma, onlardan bir kısmına, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak (verilmiş) geçici fani zenginliğe! Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha bakidir.
132
Yakınlarına salatı (rabbine yönelişi) yaşamalarını emret; kendin de onda devamlı ol! Senden bir yaşam gıdası istemiyoruz; (aksine) senin yaşam gıdan bizden! Gelecek korunanındır.
133
Dediler ki: "Rabbinden bir mucize bize getirseydi ya!". . . İlk bilgilerdeki açık deliller onlara ulaşmadı mı?
134
Eğer onlara daha önce azabı yaşatarak helak etseydik, elbette şöyle derlerdi: "Rabbimiz; bir Rasul irsal etseydin de zillete düşüp rezil olmadan önce senin işaretlerine tabi olsaydık. "
135
De ki: "Herkes bekleyip gözetlemekte; siz de gözetleyin! Düpedüz yolun ehli kimmiş, hakikate eren kimmiş yakında bileceksiniz!"